FacebookTwitterGoogle+Share

Yazmaz, bazen dünyanın en kolay işi, bazen uzayın derinliklerinde kaybolmanın satırlara dökülmüş hali. Ne demekse?

Yazmak,
yazacağın bir konu bulunduğunda; biri diğerini izleyen sözcüklerin yarattığı bir yaşamsal dinleti, anlatı, duyarlı bir yapı oluşturmanın anahtarı.

Nerede?

Sanıyorum ve eminim ki, Türkiye’de değil.

Yazmak, ya da daha doğru bir deyişle, düşündüğünü karşındakine aktarabilmek, bizim ülkemizde oldukça güç ve anlaşılamaz.

Neden?

Türkçe, tümüyle hecelerin, harflerin anlatımıyla iletişimin sağlandığı bir dil değil.

Bizler, karşımızdakine bir şey anlatmak istiyorsak, bunu yapabileceğimiz en son yol, yazmak.

Biz hiç konuşmadan, yazdığımızdan daha fazla anlaşabilme, kendini anlatabilme becerisine sahip bir toplumuz. Bedenimizle, sesimizi tonlamamızla anlatırız her şeyi.

Yazdıklarımızın anlaşılacağını beklemek gibi garip bir inancımız olmasına karşın, nasıl olsa anlamayacağız mantığı ile okuma becerisinden de yoksunuz.

Bu bizim en önemli ‘okumama’ gerekçelerimizin başında gelir.

Biz okuruz aslında, ancak, bir tek koşulumuz vardır. Yazan, yazdığı yazıyı tam bir senaryo mantığı içinde, sahnedeki sandalyenin sağ arkada duran bacağının yerini anlatacak kadar ayrıntıya girmek zorundadır ki hayal dünyamız harekete geçsin ve yazılanları, okuduğumuzu anlayabilelim.

Biz öyle bir nesiliz ki, aynı sözcük için hem cinayet işleriz, hem de enseye tokat muhabbet ederiz.

Diyelim ki, arkadaşım yazısında bana ‘eşek’ dedi.

Algı, benim o an ki psikolojimle doğru orantılı değişir. Keyifli bir anımda, hoşgörüm yüksek bir andaysa, güler geçerim, aksi durumda ise kırar…

Ya da bu sorunu ortadan kaldırmanın en güzel yolu, böylesi kritik vurguların, parantez içinde açıklamaları, ya da bedensel bir takım işaretler konabilmeli. Hani sanal alemde yazarken, gülen, kızgın, utangaç, kuşkulu, heyecanlı gibi o an içindeki duyguların anlatılmasını kolaylaştıran işaretler var ya işte ondan. O işaretler belki de, yazma dilinin yetersizliğini ortadan kaldırmaktadır.

Bir yerde okumuştum.  İletişim dilinde anlaşmanın yollarını ölçmüşler. Aklımda yanlış kalmadıysa, iletişim için sözler ve ses yüzde 45, beden dili yüzde 55 etkenmiş…

Şimdi buna bir de, Türkçemizin hepimizin ağzındaki deyimi ile ‘lastikli’ halini, bir de yurdum insanının, nem kapmaya her an hazır bünyesini ekleyin ve oturun yazın. Yazmakla kalmayın, bir de düşündüklerinizin anlaşılmasını sağlayın.

Zor iş.

Ve bu zor işi başarabilen ender birkaç kişinin dışında, herkesin aslında kendine mektup yazdığını düşünüyorum. Ötekilerin anladığı hep güdük, hep kısa kalacaktır çünkü.

Ben de kendimi yazabilenler gurubunda sayıyorum zaman zaman. Ancak, yazdıklarımın anlaşılır olması ya da yazdıklarımı aradan bir süre geçtikten sonra aynı duygularla anlayabileceğim konusunda ciddi endişelerim var.

İletişim için, bedenini ve sesinin vurgusunu kullanan hem de epey kullanan biriyim. Hiçbir görsel iletişimin olmadığı, işitsel tonlamaların olanaksız kılındığı ‘yazı’ ile iletişim kurmayı başarabileceğime çok emin olamıyorum. (Şu an, içimden geçenleri bir anda anlatabilme, sesine biraz ciddiyet, vurgu vermeye çalışan bir hafif endişeli bir yüzle yazıyorum. Varın siz beni anlayın.)

Rahmetli olmuş bir spor yazarı ağabeyimin, genellikle maç yorumlarını bitireceği son satıra başladığı gibi ben de başlarsam;

Özcesi;

Yazmak,  zor iş vesselam. Sözcükleri birbirinin ardına sıralamak kolay, noktasını virgülüne denk getirmek de.

Ancak, bütün bunların içinden anlaşılır, okunabilir bir sonuç yaratmak…

İşte o kocaman bir soru işareti.

Sağlıcakla.

Tayfun Özsoy

https://www.neoder.org/wp-content/uploads/2013/03/oku.jpghttps://www.neoder.org/wp-content/uploads/2013/03/oku-150x150.jpgneoadminAktüelbeden dili,okumak,tayfun özsoy,yazmak
Yazmaz, bazen dünyanın en kolay işi, bazen uzayın derinliklerinde kaybolmanın satırlara dökülmüş hali. Ne demekse? Yazmak, yazacağın bir konu bulunduğunda; biri diğerini izleyen sözcüklerin yarattığı bir yaşamsal dinleti, anlatı, duyarlı bir yapı oluşturmanın anahtarı. Nerede? Sanıyorum ve eminim ki, Türkiye’de değil. Yazmak, ya da daha doğru bir deyişle, düşündüğünü karşındakine aktarabilmek, bizim ülkemizde oldukça...