FacebookTwitterGoogle+Share

Ben çok kıskanç bir adam mı oldum ne?

Neoder’e iki yazı yazdım, bir yorum geldi. Sağ olsun çok değerli okurum Derya, mutlu etti beni. Ama fakat lakin başka kimseden, ne okundu haberi, ne bir yorum…. İnsan kendisine soruyor, bu kadar mı yüzüne bakılmayacak yazılar yazıyorum diye. Oysa kendi çapında yazmayı bildiğini sanan, yazarken de bir şeyler söyleyebilen biri sanırdım kendimi.

Bana, bu kadar yüklenmesem mi acaba? İlk yazımda da yazdığım gibi, ‘okumayı bilmeyen bir milletiz’ yoksa ben okunmayacak yazar mıyım? (Şu an, yüzümdeki gururlu, hafif burnu kalkık, hıh! formatındaki ifadeyi hayal ediniz lütfen…)

Şaka bir yana, yıllarca gazete sütunlarında daktilom yettiğince (o zamanlar bilgisayar keşfedilmemişti) yazılar yazdım. Spordu bilgim, konum. Hatta, haftalık maç yorumları. Genellikle yazılarımı okuyan insanlar, beni pek anlamazlardı. Ve genellikle, aslında her yazı bir kişi ya da küçük bir guruba mesaj içerikli olurdu. Genel kitle pek etkilenmezdi. Kaç kişi okurdu bilmem, okur muydu, onu da bilmem. Ancak, ben yazardım. Takipçim olduğunu bildiğim bir taraftar arkadaşım vardı. O çoğu mesajı çözerdi de, diğerleri için bana hep, ‘Ya Tayfun! Şu yazının yanına bir de okunma kılavuzu koy’ derdi. Anlayacağınız o zaman da, anlaşılmaz bir yazandım. Dikkat edin, yazandım, diyorum, yazardım değil.

Yazılarımda oyunlar oynadım. Satır aralarına bilmeceler sakladım. Göndermeler yaptım, adrese teslim. Kimse anlamadı, ‘o’ kişiden başka. Böyle yazdım yani.

Neoder’de, belli bir konum yok. Belli bir yönüm de.

Patroniçe Nesrin, (Şu an, ellerim birbirine bitişik, uçları yukarı kalkık, burnumun çizgisinde aşağıya doğru inerken, boynum da onu takip ediyor) bana bir köşe açtı. O köşeye yazıyorum. Yazmaya çalışıyorum, daha doğrusu. Bazen aklımdan geçen binlerce harfi birbiri ardına denk getirene kadar hevesim uçuyor. Bazen, üç tane harfle bir paragraf bitiyor. Bütün bunları harmanlayınca da gönderiyorum. Sonraki sunum, Nesrin Dabağlar’ın üstün yeteneklerine kalıyor.

 

Hah! İşte şimdi ‘şikayetim’ geldi.!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

Şöyle, ne bileyim çarpıcı doğa fotoğraflarından olsa, olmadı yakışıklı biri ya da güzeller güzeli bir kadın fotoğrafı olsa, çağrılmaz mısınız okumaya? Ama yooook! Oturmuş kitap okuyan bir fil, gözleri bantlı bir adam, hadi gelin de bu yazıyı okuyun. Yaratıcı başlıklarla durumu kurtarmaya çalışıyorum ancak, sunum kötü ben ne yapayım?

Eyvah! Çok mu abarttım? Köşem elimden mi gidecek yoksa?

Tamam tamam… Özür diliyorum değerli patroniçem… Şaka takıldım (Bu da çoğu yerini gezdiğim ülkemin kim bilir hangi yöresinden belleğime kazınan bir sözse?). Biliyorum ben, henüz yazma yetim ortaya çıkmadı. Henüz okurlar beni tanımadı. Henüz okunacak kadar yazamıyorum. Lakin, geliştiriyorum kendimi. Derdimi anlatacak kadar bir şeyler yaratacak duruma gelebilirim, on bilemedin onüç yıl içinde. N’olur bana zaman tanı?

 

Hem bak, bugün çok değerli bir konuda konuşacağım. Pardon yazacağım. Şimdiye kadar yazdıklarımı okuyacak sabrı gösteren varsa çok değerli bilgilere ulaşacaklar.

Azzzz sonra!

Bu iğrenç espriyi yapmak zorunda hissettim kendimi, televizyonculuğun dayanılmaz bozulması nedeniyle. Bunu da düzelteceğim merak etmeyin.

Konumuz şu…

Aaa! Sayfam bitmiş. Daha fazla yazarsam okurlarım sıkılır. Beni terk ederler. En iyisi bundan sonrasını bir sonraki yazıya bırakayım. Hem belki böylece daha fazla ilgi çekebilirim.

Bu seferlik bağışlayın ve gelecek sefer mutlaka okuyun olur mu? (Sevimli olmaya çalışan utangaç bir yüz ifadesi )

Bitti.

Sağlıcakla kalın…

Tayfun Özsoy

https://www.neoder.org/wp-content/uploads/2013/03/jolie.jpghttps://www.neoder.org/wp-content/uploads/2013/03/jolie-150x150.jpgneoadminGelişim-Yaşamoku,tayfun özsoy
Ben çok kıskanç bir adam mı oldum ne? Neoder’e iki yazı yazdım, bir yorum geldi. Sağ olsun çok değerli okurum Derya, mutlu etti beni. Ama fakat lakin başka kimseden, ne okundu haberi, ne bir yorum.... İnsan kendisine soruyor, bu kadar mı yüzüne bakılmayacak yazılar yazıyorum diye. Oysa kendi çapında yazmayı...