FacebookTwitterGoogle+Share

Seviyorum üleyyyyynnn…

…diye bir replik vardır Türk filmlerinde. Ayıkken susan, ar eden yiğit Anadolu genci, devirince üç beş kadehi atmaya başlar naraları.

Dolanan ayakları ile yalpalarken bir o yana bir bu yana, ıssız sokaklara haykırır sevgisini…

Sanki aklı başındayken yaşadığı hayata küfreder gibi, tutulup kalan diline başkaldırır gibi.

 

Aşk, ayıkken yaşanmayacak kadar ağır gelir insana. Öyle ağır öyle ağır gelir ki, aşka doğru gelen her şey hayata eğri gelir.

Onun için;

Önce damarda akan kana bir müdahale gerekir. Ritmik akan, ciğerlere uğrayıp bünyeyi temizlemek için dolanıp duran o kana; “dur biraz dur” demek ve  “bırak temizliği bana hayattan haber ver” demek gerekir.

“Hayat senin temizlenmene benzemiyor hem de hiç benzemiyor, al şu beyaz buluttan bir yudum, kat alyuvarlarının arasına da gör bu hayatın kirini” demek gerekir.

Zerkedip damarlara beyaz buluttan yudumları, düzenli düzgün hayata basıp küfrü, sersefil olmak gerekir.

Ayıkken diyemediğin bütün cümleleri kusar gibi, ana avrat beller gibi, bütün masaları tekmeler gibi…

Yalvarır gibi, merhamet dilenir gibi,

Kederden ölür gibi,

İçinde kalan ne varsa hem de ne varsa,

Bağıra çağıra çığlık çığlığa,

Böğürerek ağlaya ağlaya,

Sanki ölür gibi,

Sanki hiç ayılmayacak gibi,

Ne varsa içinde kalan,sayıp dökmek, ortalığa saçıp savurmak gerekir.

Sırtına saplanan hançerleri, yüreğine batan can kırıklarını, birer birer çıkarıp acıyan yerlerini acıtanın tam da alnının ortasına saplamak,

Bütün yaptıklarına rağmen hala içinde açan “seviyorum üleyn” çiçeklerinin yapraklarını birbir yolmak, gül döker gibi tepesinden devirmek gerekir.

Gerçek olmak, ayıkken olmadığın kadar gerçek!

Kana karıştırıp beyaz bulutu, herkes seni sarhoş bilirken; olmadığın kadar ayık, olmadığın kadar akıllı, olmadığın kadar cesur, olmadığın kadar pervasız, bağırıp çağırırken… Aslında, beyaz bulutun sıyırdığı zırhtan çıkan, çıplak, korunmasız, mazlum, masum, “Neskafe bile ikisi bir arada ben hala yalnız” diye kamyon yazılarından araklama esprilere sığınıp, gözyaşını saklayan, sanki herkes onu dövebilirmiş, sanki herkes onu acıtabilirmiş, sanki herkes onu sofrasına meze yapabilirmiş gibi…

 

Korkan, üşüyen, titreyen…

Yalnız, yapayalnız…

Ağlanan şarkılar, anlamlandırılan şiirler…

Kimsesiz olmayı yaşamak gerekir…

Ve bitirirken beyaz bulutlu geceyi,  yapayalnız, kimsesiz…

Bir sarhoş narası savurmak gerekir; SAHİPSİZ…

Vahide Feray Uz

 

 

https://www.neoder.org/wp-content/uploads/2013/03/1249_4-1024x681.jpghttps://www.neoder.org/wp-content/uploads/2013/03/1249_4-150x150.jpgneoadminGelişim-Yaşamsarhoş,seviyorum,Vahide Feray Uz
Seviyorum üleyyyyynnn... ...diye bir replik vardır Türk filmlerinde. Ayıkken susan, ar eden yiğit Anadolu genci, devirince üç beş kadehi atmaya başlar naraları. Dolanan ayakları ile yalpalarken bir o yana bir bu yana, ıssız sokaklara haykırır sevgisini... Sanki aklı başındayken yaşadığı hayata küfreder gibi, tutulup kalan diline başkaldırır gibi.   Aşk, ayıkken yaşanmayacak kadar ağır...