FacebookTwitterGoogle+Share

Meşhur bir sözdür; Işığı yaymanın iki yolu vardır; ya mum olacaksınız ya ayna…

Hangisini seçerdiniz? Mum olmayı mı, ayna olmayı mı?

Yoksa “Ya bırak şimdi mumu, aynayı; ben aydınlanayım da yeter” diyenlerden misiniz?

Hangi tarafı seçtiğiniz şimdilik sizde saklı kalsın, biz mum veya ayna olmak üzerine biraz söyleşelim…

Işık, varlığın temel taşlarından birisidir ve bir enerji barındırır içinde. Dinamiktir, asla durduğu yerde durmaz, hızı vardır, ulaşabileceği sınırsız noktalara kadar yolculuk yapması doğasının gereğidir. Asıl kaynağı tektir belki ama o kadar çok çeşidi vardır ki, saymak imkânsız. Değişik formatlara bürünen o gizemli enerji, insanoğlunun dünya yaşamında pek çok kılığa girmiştir zaman boyutunda; kimi zaman hayatın can kaynağı, kimi zaman ölümün ve yok oluşun acı tırpanı olarak…

Sözümüzde ve sorumuzda mumun âcizane temsil ettiği bu enerji,  bizim sırrını çözemediğimiz yaşamı, kendi ellerinde istediği şekle sokar ve bizim önümüze koyar; birazcık oynayabilelim diye… Oyun sırasında da gülümseyerek izler bizi; bakalım onunla aşık atabilecek miyiz, onun gücünden bir parçacık taşıyabilecek iradeyi ve gücü gösterebilecek miyiz diye?

Bir mum olabilsek, dibimize ışık veremeden kendi kendimize erisek bile, onun sonsuz gücünün minicik bir yansıması olabiliriz ancak… Sonsuz bir denizde tek bir katre gibi…

Mumun ışığını yansıtan ayna ise, daha şanslıdır mumdan aslında. Hem aktarıp çoğaltır, hem erimez, eksilmez mum gibi…  Ama sanaldır yüzündeki parlak ışık, sanılandır… Mum eriyip bittiğinde, sessiz karanlıklara teslimdir ayna. Sonsuzluğun bekçisidir, yokluğun ışıksız diyarında… Bekler bir mum daha yansın ki karşısında, bağrından bir dem daha nur vursun dünyaya… Aynanın hasret dolu bekleyişi; hem umudu taşır zerrelerinde, hem de yokluğun kavuran acısını. Zordur bu bekleyiş, belki eriyip tükenmekten daha zor… Keşke mum olsam der ayna o zaman içinden, keşke eriyip yok olsam da,  şu geçmek bilmeyen zamanın içindeki bu sonsuz bekleyişin karanlığından kurtulsam.

Vakti gelir ve bir kibrit gelip, ışığın büyülü elini değdiriverir, mumun yumuşak ve savunmasız gövdesine. Yanar ve aydınlatır… Dibini göremeden, kendini bilemeden… Ayna ile ışığın kavuşmasıyla yansıma başlamıştır artık. Şenlik vaktidir şimdi, hani o “ben aydınlanayım yeter” diyenlere… Vuslat yaşanmış, ayna ile mumun karanlığa inat yansımaları sona ermiştir.  Mum, zamanın ve ışığın yokluğa karışmıştır, dönüşmüştür artık. Kısa ömründe gücünün elverdiğince, bir süreliğine de olsa ışığı yansıtmıştır ya bedeninden; bu yetmelidir ona…

Aynanın içini kahreden zaman, mum için en büyük düşmandır.

Sonsuz enerjinin sahip olduğu güç yoktur mumun zerrelerinde.

Zamanın ve maddenin haset ve pinti ellerine mahkumdur o…

Ancak kendine bahşedilen kadarını sunabilir çevresine.

Işığın bir kırıntısını titreyerek taşıyan mumun zamanı dolunca ışığı söner; yine titreyerek erir biter kendi damlalarının arasında… Giderken bıraktığı son şey, eriyen bedeninden çıkan bir nefeslik is ve küçücük bir cızırtı sesidir sadece…

Ayna da kendisini seyredenlere şölen yaşatmış olmanın kısacık zevkiyle, sonsuzluğun önünde saygı duruşuna devam eder…

Şimdi söyleyin, siz ışık yaymak isterseniz, mum mu olmak istersiniz ayna mı?

Zor bir seçim değil mi, hepimize kolay gelsin…

Nesrin Dabağlar

 

https://www.neoder.org/wp-content/uploads/2013/05/mum1.jpghttps://www.neoder.org/wp-content/uploads/2013/05/mum1-150x150.jpgneoadminAdrenalin KöşesiAktüelayna,gaia kuyusu,mum,neoder,neoglance
Meşhur bir sözdür; Işığı yaymanın iki yolu vardır; ya mum olacaksınız ya ayna… Hangisini seçerdiniz? Mum olmayı mı, ayna olmayı mı? Yoksa “Ya bırak şimdi mumu, aynayı; ben aydınlanayım da yeter” diyenlerden misiniz? Hangi tarafı seçtiğiniz şimdilik sizde saklı kalsın, biz mum veya ayna olmak üzerine biraz söyleşelim… Işık, varlığın temel taşlarından birisidir...