FacebookTwitterGoogle+Share

Nepal'deki otobüsler çok süslüKathmandu’dan sabah 8 de otobüs ile yola çıktık. Turist otobüsü dedikleri bu otobüsler Nepal’lilere göre çok lüks ama bize göre ilkel otobüsler.  Tehlikeli virajlarla dolu yolda çok süratli gidiyorlar ve hareketleri biraz tehlikeli görünüyor. Böyle bir virajda lastik patladı. Allah’tan şoför ustaca durdu, yoksa yolun hemen kenarında deli gibi akan nehire uçacaktık. Yol kenarında lastiğin değiştirilmesini beklerken yoldan geçen araçlar deli gibi çaldıkları kornalarını çalarak, en ufak bir yavaşlama hareketi yapmadan geçerken her seferinde kalbim korkuyla çarptı, geçen aracın rüzgarı bir insanı uçuracak cinstendi.

Neyseki  7 saat süren bir otobüs yolculuğundan sonra Chitwana kazasız belasız vardık. Uçsuz bucaksız pirinç tarlaları ile yemyeşil bir yer Chitwan. Kaldığımız otel çok şirindi. Burası Kathmandu’dan çok farklıydı. Kathmandu’nun o hareketli sokaklarının korna seslerinin yerini burada sessizliğe ve kuş seslerine bırakıyordu. En dikkatimi çeken şey el büyüklüğünde simsiyah kelebeklerdi. Bu siyah kelebeği ilk gördüğümde yarasa sandım. Havada süzülerek uçuyordu ve çok büyüktü. Bu siyah kanatların kimisi fosforlu renklerle bezenmişti, kimisi ise sadece siyahtı. İlk gün otelimizde yediğimiz öğle yemeğinden sonra etrafı tanımak için rehberimiz Minu’nun eşliğinde dolaşmaya çıktık. Buradaki otellerin hepsi yemyeşil bahçeler içinde geniş bir alana yayılıyordu ve bir çoğu lüks otellerdi.

Chitwan merkezi oldukça küçüktü. Yolun iki tarafında dükkanlar olan bir sokaktan oluşuyordu. İlk günkü gezimizde filleri gördük. Ayaklarından büyük kütüklere zincirlenmişlerdi. Yanlarına fazla yaklaşmamıza izin vermediler. O kalın zincirleri bile yerlerinden sökebiliyorlarmış kızdıklarında.

Yolda muson yağmuruna yakalandık ve sırılsıklam oldum. Henüz her gün yağan bu yağmurlara alışamamıştım ve yine hazırlıksızdım. Nepal’de Temmuz, Ağustos ayları muson yağmurları mevsimiydi. Önceleri pek hafife aldığım bu yağmur, öyle yoğun bir şekilde yağıyordu ki, eğer yağmurluğun yoksa kısa sürede iç çamaşırlarına kadar ıslanıyordun. İşte o gün yine baştan aşağı ıslanınca bir yağmurluk edinmem gerektiği kanaatine vardım. Chitwan merkezdeki dükkanlardan birinden yağmurluk aldım. Ama Kathmandu’da almadığıma pişman oldum. Orada daha çok çeşit ve seçenek vardı. Chitwan’a yağmur mevsimi giderseniz mutlaka bu tür alışverişlerinizi Kathmandu ya da Pokhara’da yapın.

İlk günün akşamı Nepal’in yerel danslarını izlemek üzere bir tiyatroya gittik. Ellerinde sopalarla yaptıkları bir çeşit dans izledik.

Fillerle Safari Turu

İkinci gün fil üzerinde ormanda gezinti yapacaktık. Sabah Jeep ile fil safari yapılan yere geldiğimizde üzerlerinde 4-5 kişilik gruplar halinde oturmuş insanlarla birlikte ormana doğru sürüler halinde giren ve ormandan çıkan kalabalıkları görünce biraz şaşırdım. Chitwan o kadar sakin bir yer görünümündeydi ki bu insanlar nereden çıktı dedim. Biz de bir filin üzerine yerleştik ve ormana doğru ilerlemeye başladık. Filin üzerinde oldukça sarsılıyorduk ve fotoğraf çekmekte biraz güçlük çekiyordum. O açıklık alandan ormana girince aniden vahşi bir ormanın içinde buldum kendimi. Sanki saatlerce ormanda ilerlemiş ve ormanın derinliklerine inmişiz gibi hissettim.

Filler bataklıklardan, sık ağaçların arasından geçiyordu. Normalde buralardan yürüyerek geçmek imkansız gibiydi. Karşımıza maymunlar, geyikler, yaban domuzları, tavus kuşları çıkıyordu.  Buralarda kaplan da varmış ancak biz denk gelmedik. Öğlen yemeğinde otelimize dönmüştük.

 

Öğle yemeğimizi yedikten sonra tekrar Jeep ile nehir kıyısına gittik. Orada yıkanan filleri izledik. Turistler isterlerse fillerle birlikte yıkanabiliyorlardı. Islanmaktan kuru kıyafetim kalmadığı için fillerle yıkanmaya cesaret edemedim ama izlemesi de çok eğlenceliydi.

Oradan yine jeep’le nehir kıyısında başka bir bölgeye gittik. Orada bir kanoya binerek nehirde ilerlemeye başladık. O sırada yağmur başlamıştı ama bu sefer hazırlıklıydım, üzerimde yağmurluğum vardı. Nehir boyunca kano ile sessizce süzülüyorduk. Yağmur damlalarının yağmurluğuma ve suya çarpan sesini dinlerken içsel sessizliğe geçtim sanki. An durdu, içimde bir şeyler kendini dinginliğe bıraktı. Ruhum an’ın içinde tıpkı o kano gibi süzülüyordu..


Sessizliği bir telefon sesi bozdu. Rehberimize gelmişti telefon. Yakınlarda bir Rhino vardı ve hemen oraya gidersek Rhino’yu görebilirdik. Rhino bu bölgeye özgü bir gergedan türü. Rehberimiz kanoyu kıyıya doğru yönlendirdi. Kano’dan indiğimizde bir jeep bizi orada bekliyordu ve bizi alıp Rhino’nun görüldüğü yere götürdü.

Rhino taştan yapılmış bir heykeli andırıyordu. Bir tepenin hemen altında otladığı için tepeden onun 10 metre yakınına kadar yaklaşabildik. Rehberimiz çok şanslı olduğumuzu söyledi. Genelde bu kadar yakınına gelmek çok zormuş. Bol bol fotoğraf çektim.


Akşama doğru otele döndükten sonra çektiğim fotoğrafları harddiske aktarmak için yakınlardaki bir internet cafe’ye gittim. Fotoğraflarla uğraşırken cafede çalışan çocuk nereli olduğumu sordu. Türk deyince yanıma oturup Türkiye hakkında sorular sormaya başladı. Onunla konuşurken buranın insanı ne kadar cana yakın, ne kadar güzel dedim. Kapının önünden geçen büyük bir şey dikkatimi çekti. Gözümü kapıya doğru çevirdim. Kapının önünden bir fil geçiyordu… Fil kapının önünden geçti gitti… Bir süre boşluğa baktım. Tıpkı kedi ya da köpek geçer gibi dedim… Ama o kedi ya da köpek değildi, bir fildi. Gözlerim hala boşluğa bakıyordu.. “Tanrım ben Nepal’deyim!” dedim … İşte o idrak ettiğim an’dı…

Gülcan Çakır

 

 

https://www.neoder.org/wp-content/uploads/2013/05/DSC_0308.jpghttps://www.neoder.org/wp-content/uploads/2013/05/DSC_0308-150x150.jpgneoadminAktüelchitwan,gezi'yorum,gülcan çakır
Kathmandu’dan sabah 8 de otobüs ile yola çıktık. Turist otobüsü dedikleri bu otobüsler Nepal’lilere göre çok lüks ama bize göre ilkel otobüsler.  Tehlikeli virajlarla dolu yolda çok süratli gidiyorlar ve hareketleri biraz tehlikeli görünüyor. Böyle bir virajda lastik patladı. Allah’tan şoför ustaca durdu, yoksa yolun hemen kenarında deli gibi...