FacebookTwitterGoogle+Share

Çekimi tamamlanan aşk konulu ilk ve ana fragmanımızı geçen bölümde izlemiştik. Bundan sonraki fragmanlarımız için sloganları kullanmaya karar verdik. Yönetmenimizin bir pazarlama taktiği olan bu yöntem, akılda kalmak ve dikkat çekmek için tercih edilmiştir.

2.FRAGMAN

KONU: SAGLAM GİDİCEN BU HAYATTA

Sinopsis: Utangaç kız liseye kadar insanlarla konuşmakta hep zorluk çekmiştir. Oldukça ürkek ve korkaktır. Son derece evhamlı bir annesi ve geleneksel bir babası vardır. Ona her zaman insanların kötü, güvenilmez ve çıkarcı olduğu anlatılmıştır. Hele hele erkekler onlarla asla konuşmamalıdır. Annesine göre erkeklerin tek bir niyeti vardır o da malum. Erkeklerle konuşan kızlar kötü yola düşmeye mahkumdur. Buraya kadar yine Türk Filmi tadında geçen hikayemiz, kızın insanlardan uzaklaştırılmasıyla artan yoğun merakı yüzünden değişecektir. Başına ördüğü çoraplar sayesinde sosyete pazarına dönen hayatı; sürümden kazanan ucuz insanlar, zengin gösteren kazık insanlar, sezon modası her yerde olan insanlar, kenara atılmış değeri  bilinmeyen insanlarla doludur. Olaylar karşısında ne yapması gerektiğini hiç bir zaman tam kestiremez. Sanki ulaşılması gereken bir örnek davranış listesi vardır ve o bu listeye asla ulaşamaz. Ne yapsa ailesi için asla yeterince iyi ve doğru değildir. Göğsüne öyle bir suçluluk duygusu yerleşmiştir ki  bütün organlarını satın almış ve 99 yıl satılamaz ibaresi koymuştur.

Bir insanla konuşmak suçtur, bir erkekle buluşmak suçtur, ondan hoşlanmak suçtur, sevişmek günahtır kirletir. Derslerinde başarısızlık bir yana en iyi olmamak suçtur, yarış atı gibi koşmadan durmak suçtur, herkes ondan “o harikadır” diye bahsetmezse suçtur, senin için çizilen yoldan sapıp kendi isteklerini yapmak suçtur. Gezmek, arkadaşlarla eğlenmek, hava kararınca dışarıda olmak, babadan izin almamak zaten ağır cezadır. Büyüdükçe para biriktirmemek, zengin olmamak, kariyer yapmamak, evlenip çocuk doğurmamak suç olur. İçmek, s….k haddi değildir. Çok ya da az konuşmak, çok ya da az yemek, çok güzel ya da çirkin olmak, çok genç ya da yaşlı olmak. Herkes gibi düşünmemek, yaşamamak, konuşmamak ya da davranmamak suçtur. Bu kadar suçluluk duygusuyla intihar etmemenin değeri ise paha biçilemezdir.

Ergen dönemlerinde bu baskıyla deliye dönmüş kızımız ona öğretilmiş şartlı görevlerden en faydalısıyla yaşamaktadır; “hatalı da olsan gerçeği ve sadece gerçeği söyle”. İşte bunu kolay benimsemiştir çünkü bu hayatını kolaylaştırmaktadır. İntegral ve türevden daha çapraşık hesaplarla yaşamak zorunda kalmaz. Seviyorum, sevmiyorum, istiyorum, istemiyorum, olur, olmaz, doğru, yanlış, katılıyorum, katılmıyorum, evet, hayır gibi düz, direk ve basit bir yaşam konforu sunan bu sistemi kendi geliştirmiştir. Gençlik yıllarında asilik, orta yaşlarında cesaret, aşk hayatında çılgınlık, iş hayatında fevrilik, arkadaş ortamında kendini beğenmişlik olarak adlandırılan bu davranışın kız için adı: özgürlüktür.

Kurtulamadığı suçluluk duygusu ve öğretilmiş korkularına karşı hayatta kalmaya, haksızlığa uğramamaya ve uğratmamaya çalışıyordur. Dert budur; dimdik ayakta kalmak. Tek korkusu Yaradan, tek güvencesi yine Yaradan’dır. Fragman burada biter. Kız 9 köyden kovulma pahasına kalbinin dikine gitmeye devam edecek mi? Yoksa ona dokunmayan yılanla “bu ne lan” demeden yuvarlanacak mı? Köprüyü geçene kadar annesinin kardeşi neden bir ayı diye düşünmezken, köprüyü geçince “ne dayısı dilim sürsmüş mü diyecek? Neler olacak sonraki fragmanda.

Yönetmenin notu:

Kavramlar sarmış dört yanımızı. Baktığımız her yerde bir kavram duruyor. Bunlara takılıp kalmak istemesek de, bize her şey kuralları hatırlatıyor. Zıttı ile mevcut bu kavramlar çuvalı kendimiz uydurup, duma duma doldurduğumuz kurallar listemizin gelir kaynağı. Onlar her yerde. Doğru-yanlış; elbette doğru. Güzel-çirkin; elbette güzel. Yalan-gerçek; elbette gerçek. Böylece uzar gider silsile gereği devam eden davranışlar listesi. Peki doğrunun doğru, güzelin güzel, gerçeğin gerçek olduğunu kim belirliyor? İnsanlıktan habersiz bir komisyon mu kuruldu? Yoksa her insan kendi karar komisyonu mu? Karar vermek için yargılamak, yargılamak için zihne tutunmak gerekir. Ki elde edilen sonucun mutlak olduğu her zaman muammadır.

Öyleyse ne yapmalı insan? Korkmadan nasıl yürüyecek kendi yolunda? Nasıl olacak elbette kalbinin dikine. Dikine dikine. Nasıl mı gidilir kalbe? Ayaklarını yere çok iyi basacaksın önce. Sonra Yaradan’a kabul diyeceksin senden gelen her şey. Ne verirsen vardır elbet bir bildiğin. Bileceksin ki suç yok bu yolda, her şey senin isteklerin ve hakkındır, yaşayacaksın elbet. Tüm bunlar tamamsa yola koyul hazırsın. Yürü ayaklarını kuvvetle basa basa. Bil ki nereye bastığın değil, nasıl bastığın değil, ne niyetle bastığın önemli. Kötüyse niyetin onunda sorumluluğunu al, dile özrünü ver aldıysan kulun hakkını elbet. Hiç sapmadan cesaretle yürü, işte bu yolun adı hayat, sağlam bas, sıkı dur. Boşuna dememişler sağlam basıcan bu hayatta, sağlam durucan bu hayatta. Sağlam gidicen bu hayatta.  Cesaretin yoksa boşuna yaşama… Kalırsın, baştan baştan yazarlar aynı sınıfa.   Teşekkür: İkinci fragmanın yapım ve yönetiminde emeği geçen her güce ve anıya teşekkürler…

Fragman birinci bölüm için tıkla:

Benimle Başım Dertte

http://www.neoder.org/?p=2424

Şükriye Tuğçe Renda

https://www.neoder.org/wp-content/uploads/2013/07/ATTE1.jpghttps://www.neoder.org/wp-content/uploads/2013/07/ATTE1-150x150.jpgneoadminGelişim-Yaşam
Çekimi tamamlanan aşk konulu ilk ve ana fragmanımızı geçen bölümde izlemiştik. Bundan sonraki fragmanlarımız için sloganları kullanmaya karar verdik. Yönetmenimizin bir pazarlama taktiği olan bu yöntem, akılda kalmak ve dikkat çekmek için tercih edilmiştir. 2.FRAGMAN KONU: SAGLAM GİDİCEN BU HAYATTA Sinopsis: Utangaç kız liseye kadar insanlarla konuşmakta hep zorluk...