FacebookTwitterGoogle+Share


Böyle bir ruh hali var mı?

Dar gömlekten kurtulmuş gibiyim.

Durdum…

Durdum…

Durdum…

İnsan nasıl durur demeyin, gördük taksimde Duran adamı 🙂 İşte ben de öyle durdum. Ama bir farkla o bedenen durmuştu, ben zihnen durdum.

Öyle durdum ki bu ayki yazıyı yazmak için bin defa oturdum bilgisayarın başına, iki satır yazdım sonra yazamayıp durdum. Akmadı içimden hiçbir cümle.

Kendime inanamıyorum, ben ki kapı aralığında bile yazı yazabilen bir insanken yazamıyorum.

Niye yazamıyorum?

Çünkü içimde durmadan onu bunu didikleyen, sorgulayan, hayata yaralarından bakıp bakıp gocunacak konular bulan, durmadan şöyle olsun böyle olsun diyen, meli, malı ekleri ile bana emirler veren sesim durdu.

Bir asude bahar zamanında gibiyim… Ne aklımda sorular, ne dilimde dilekler, ne kalbimde sızılar…

Atalet mi bu, vazgeçmek mi, umursamamak mı?

Değil hiçbiri değil.

Bambaşka bir ruh hali, hani tanımla deseniz tanımlayamam çünkü ben de yeni tanışıyorum bu hal ile.

Şu gizli kibir olayından sonra oldu her ne olduysa…

Sanki başka bir göz açıldı gözlerimden öte… Baktıkça o gözden, kat kat soyuldu zahirdeki her bir görüntü.

Görünenin gerçek olmadığını, hatta gerçek diye bir şeyin bile var olmadığını anladı şuurum.

Her neyse gerçek diye gördüğümün, bir gölge oyunundan farksız olduğunu idrak etti sezgim.

Bir sistem varmış arka planda çalışan ve her ne oluyorsa gölgesini bize gerçek diye yansıtan.

Gölgeler ile uğraşmaktanmış elimin boşa çıkmaları, gölgeleri gerçek sanmammış içime açtığım yaraların sorumlusu, gölgelerin siyah rengine takılıp kalmammış hakikatin binbir rengini göremeyişimin nedeni.

Gölgeyi gördüm…

Gördüm, durdum…

Ne farkım varmış ki yel değirmenleriyle savaşan Donkişot’tan?

Teslim dedim, teslim…

Bir ferahlık armağan ettim kendime…

Attım hayatımdan olmalı, etmeli, yapmalı emir kipi içeren bütün filleri… Kaldırdım raflara okumaktan yıpranmış eski defterleri… Sildim fındık aklımla kendime yazmaya kalkıştığım kaderleri… Bıraktım evladım dahil herkeslere akıl vermeleri… Susturdum dilimle şekillenmiş bütün duaları…

Şimdi dar bir gömlekten kurtulmuş gibi nefes alıyor varlığım.

Anladım, bu hayat bir gölge oyunu sadece… Arkasında bambaşka bir hakikat var.

O hakikat ki,

Gocunduğumuz yaralarımızı görelim diye kurmuş bu perdeyi…

O hakikat ki,

Açık, gizli kibrimizi görüp kurtulalım diye giydirmiş bu dar gömlekleri…

O hakikat ki,

Teslim olmayı öğrenelim diye “senin dediğin değil, benim dediğim olacak” diye başımıza yağdırmış taşları…

Gördüm yaralarımı, soydum dar gömleklerimi, aldım derslerimi…

Bitti mi?

Asla bitmezzz 🙂

Erdim mi?

Kul kısmı asla ermezzz 🙂

Şimdi yaz tatilinde ömrüm…

Kalbim anda, zihnim anda, cümlelerim şimdiki zamanda.

Dualarım bile dileksiz.

Biliyorum ki yakında yepyeni bir gölge oyunu için perde kurulacak.

“Seyret” diyecek oyun yazarı

“Seyret de görelim idrakini, şuurunu, sezgini”

Ve kırpacak muzipçe gözünü 🙂

Biliyorum…

Bin kere kuruldu ömrümde bu perde, bin kere oynadı gölge oyunları…

Bin kere kandım.

Bin kere gölgeleri gerçek sandım.

Şimdi gölgelerin ardındaki hakikatlerin peşine düşme zamanı…

Gölgelerin tekdüze karanlığına alışmış gözleri, şaşıbak şaşırlara gizlenmiş derinlere çevirme zamanı…

Bana kolay gelsin.

Dileyeni de Allah durdursun 🙂

 

Not: Beni durduran iki kadına özel teşekkür

Bu derginin patroniçesi Nesrin Dabağlar, Neotimes çalışması ile beni mağara devrine gönderip geleceğe fırlatmasaydı, yazarlarımızdan Devrim Çetin gizli kibrimi bulup ortaya çıkarmasaydı ben daha çok kılıç sallardım gölgelerden oluşmuş yel değirmenlerine.

Ömrümün armağanı bu iki güzel kadına sonsuz teşekkür:)

Vahide Feray Uz

 

 

 

https://www.neoder.org/wp-content/uploads/2013/08/dur-21.jpghttps://www.neoder.org/wp-content/uploads/2013/08/dur-21-150x150.jpgneoadminGelişim-Yaşamgölge oyunu,haşala humbak,Vahide Feray Uz
Böyle bir ruh hali var mı? Dar gömlekten kurtulmuş gibiyim. Durdum… Durdum… Durdum… İnsan nasıl durur demeyin, gördük taksimde Duran adamı 🙂 İşte ben de öyle durdum. Ama bir farkla o bedenen durmuştu, ben zihnen durdum. Öyle durdum ki bu ayki yazıyı yazmak için bin defa oturdum bilgisayarın başına, iki satır yazdım sonra yazamayıp durdum....