FacebookTwitterGoogle+Share

İnsanın yaşamı, dolu dolu olmalı. Yaşadığından keyif almalı. Ne kadar dolu, zamansız yaşarsa, o kadar mutlu olur…

Olur mu?

Teknik olarak, evet olur. İnsanoğlu eğer kafasını kaşıyacak zaman bulamayacak kadar tempolu çalışırsa, bunun karşılığı olarak ekonomik anlamda da güçlüyse, evet olur.

Ya da olmasa bile, olmadığının farkına varamaz. Taaa ki, bir gün işi bitirip, iki soluklanmak için ortamdan uzaklaşana kadar. İşte o zaman, ortalıkta iş yoktur, güç yoktur. Beyin boşluk bulup çalışmaya başlamıştır. Tam da o zaman, beyinde, zihinde oluşan boşluk için hayal kurma zamanı gelir. Ancak, işten başka hiçbir şeye odaklanamayan beyin, boşluğu dengeleyemez ve hüzün başlar.

Buna ister, melankoli deyin, ister boşluğa kayış…

Her iki sonuçta, insanın mutlu olduğunu sandığı gerçeğiyle yüzleşmesine alt yapı olur.

Oysa, bir fotoğraf sanatçısı olsanız, sizin için boşluklar o kadar önemlidir ki…

Bir portre çekersiniz, bir tarafını boş bırakırsınız.

Çünkü, o fotoğrafa bakan insanların düşleri için bir alana gerek vardır. O alanı vermezseniz, hayallerini oraya sığdıramadığı için fotoğraf anlamsız, kısa ve bakıp geçilesi olur.

Neyse, konumuzdan çıkmayalım.

Eğer, siz insanların hayallerini alırsanız, hayallerini yaşama şansı tanımazsanız ( ister baskıyla, ister düşünmesine olanak tanımadan ondan önce davranarak), ortaya sakat bir nesil, sakat bir sonuç çıkar. Bu nedenle fotoğraf örneğini verdim.  Kim olursanız olun, insansanız, hayal dünyanızın sığacağı bir alan, bir nokta yoksa, işte o zaman mutsuz olmaya hazır olun…  Eğer baktığınız fotoğrafta size bir boşluk sunulmamışsa, (bu dopdolu bir fotoğraftaki, farklı bir renk, farklı bir duruş demektir aynı zamanda)  o zaman o fotoğraf size hiçbir şey sunmaz. Sunar gibi yapar, oysa, gerçek; o fotoğrafa bakan insan, keyiflenmez, mutsuz olur. En azından bakar ve önemsemeden geçer, fotoğrafçının emek emek sunmaya çalıştığı sanat yaratısını.

Yani, fotoğraf çekerken, bir hayal alanı bırakmalıyız.

Eee! Tam da bu işte… Normal kabul ettiğimiz bir yaşamın içinde, mutlak hayallerimizi sığdırabileceğimiz bir boşluk olmalı. Orası bize ait olmalı. Oradaki hayallerimizi gerçekleştirdiğimiz sürece de mutlu olduğumuzu, bilmesek bile hissederiz.

Alakasız gibi dursa da aklıma geldi, hani bir çocuk şarkısı vardı, bizim zamanımızda.

‘Ordaaaa, bir köy var uzakta… Gitmesek de, kalmasak da, o kööööyy bizim köyümüzdür.. ‘

Alın size gerçek bir, gerçeklik.

Benim boşluğum olsun yeter. Onu neyle dolduracağıma, ya da doldurmayacağıma ben karar veririm. Sorun kendinize bakalım, hayallerinizi, annenizin, babanızın, eşinizin, arkadaşınızın, çocuğunuzun hayallerini biliyor musunuz? Herkesin hayali kendine değil mi?

O zaman, herkesin bir hayali olduğunu ve buna tutunarak yaşamını sürdüğünü de düşünebiliriz. Elinden hayali alınmış, yaşamak için bir nedeni kalmamış insanların ne tür bir sonuca gideceğini ya da ne yapacağını bilemeyiz.  İnsanlar, kendilerine hayal yaratacak boşluklara sahip olmalı.

Bakın, baskıcı yönetimler ilk önce kişilerin hayallerine saldırırlar. Düşünen, isteyen, hayal eden insandan daha tehlikeli bir canlı yoktur. Onlar ister. Onlar ne istediklerini bilir. İstediklerini almak için de mücadele ederler. Oysa, hayalleri olmayan kişiler, hiç sorun değildir.

Hadi biraz siyaset yapayım, bu noktaya gelmişken…

Ekonomik olarak zayıflatırsınız önce insanları. Onlara düşünecek tek bir alan bırakırsınız. Hayallerini alırsınız ellerinden, tek derdi karnını doyurmak olur. Ve bir torba kömür, bir paket bulgur, iki paket makarnayı hayal edecek duruma getirirsiniz. Karnı doyunca da yeni hayallere dalmasın diye, başka bir takım oyunlar çevirerek (daha fazla siyasete dalmayayım, ötesini sizin ‘hayallerinize’ bırakayım) tek bir noktaya odaklandırırsınız, olay biter.

Bunun bir de çok ötesi vardır.

Bazı insanlar da fazla bilinçli ve bilgili olmanın sıkıntısı içinde ‘kendi hayallerini’ kuramazlar. Bir düşünürün dediği gibi, ‘küçük beyinler insanları, orta beyinler olayları, büyük beyinler fikirleri tartışırlar’… Tam sözcükler bu olmayabilir, ancak anlatabildiğimi sanıyorum.

Sonuç olarak, fikir tartışmaya dönüşen beyinler için boşluk arayışına gerek yoktur. O beyin, diğer işler için boşluk bulmakla sürdürür hayatını…

Kendimi aştım, biraz uzun oldu…

Siz bunu okuyadurun, ben, bir boşluğuma bakıp geleceğim…

Sonrasına bakarız…

Sağlıcakla kalın..

Tayfun Özsoy

 

https://www.neoder.org/wp-content/uploads/2013/08/ttsk.jpghttps://www.neoder.org/wp-content/uploads/2013/08/ttsk-150x150.jpgneoadminAktüelhayal,tayfun özsoy,tutsak
İnsanın yaşamı, dolu dolu olmalı. Yaşadığından keyif almalı. Ne kadar dolu, zamansız yaşarsa, o kadar mutlu olur… Olur mu? Teknik olarak, evet olur. İnsanoğlu eğer kafasını kaşıyacak zaman bulamayacak kadar tempolu çalışırsa, bunun karşılığı olarak ekonomik anlamda da güçlüyse, evet olur. Ya da olmasa bile, olmadığının farkına varamaz. Taaa ki, bir gün...