FacebookTwitterGoogle+Share

Sabah erkenden kalkıp kahvaltımızı ettikten sonra, trekking de yanımıza alacağımız giysi ve malzemeleri  tek bir çantada toplayıp diğer eşyaları otelde bıraktık. Bize hem rehberlik hem porter hizmeti verecek olan Frame,  bizi bir taksiyle otelimizden aldı.  Yaklaşık 1 saatlik yolculuktan sonra, Nayapul’a vardık. Burada Frame gerekli izin belgelerini görevlilere teslim ettikten sonra yürüyüşümüz başladı.  Dağın eteklerine kurulmuş küçük mahalleleri andıran lodge’ların, ahşap, taş evlerin arasından geçerken,  evlerinin önüne oturmuş yaşlı kadınların, çeşmede çamaşır, bulaşık yıkayan kadınların, annelerinin eteklerine tutunmuş bize meraklı gözlerle bakan sürmeli gözlü çocukların fotoğraflarını çekiyordum.  Nepal’de dikkatimi çeken bir şey de çocukların bile boncuk takılar takıyor olması ve gözlerine sürme çekilmesiydi.  Kadınlar ise her nerede olursa olsun;  ister tarlada iş yapıyor ister çeşmenin altında çamaşır yıkıyor olsun, kollarında bilezikleri, boynunda renk renk boncukları, salkım salkım küpeleri eksik olmuyordu.

Bu küçük ev gruplarının içinden geçerken, yer yer taş merdivenlerden iniyorduk, yer yer de çıkıyorduk.  Ancak o kadar çok merdiven inip çıkmıştık ki ilk bir saat içinde, ne zaman dağ tırmanışı başlayacak diye düşünmeye başlamıştım ve şimdiden bacaklarım ağrımaya başlamıştı. Eninde sonunda bu yerleşim yerlerinden çıkacaktık ve ormanlık dağ yollarında ilerleyecektik.  Ama saatler ilerledikçe yerleşim yerlerinin arası açılsa da merdivenler bitmiyordu.  Şöyle kafamı kaldırıp baktığımda  sanki merdivenler gökyüzünde bitiyordu ve  tam evet nihayet bitti dediğimde merdivenler sola ya da sağa dönüş yapıyor  ve yine gökyüzüne doğru sayısız basamak uzanıyordu. İpler yoktu, dik yokuşlar yoktu sadece merdivenler vardı. Ve Frame’den yolumuzun bu şekilde devam edeceğini öğrendiğimde eyvah dedim. Merdivenlere hiç hazırlıklı değildim.  Aslında bu trekkinge hiç hazırlıklı değildim de,  o an’a dek fiziksel sınırlarımın bilincinde değilmişim meğer.  Bu nedenle 5 günlük trekkinge tereddütsüz ve heyecanla evet demiştim. “Yaparım ne olacak!”.  Bir de bu taştan merdivenler düzensiz yükseklik ve aralıklarda olunca iş daha da zorlaşıyordu. Bütün gün bilgisayar başında oturan ben, spor ve yoga yapan bir arkadaşla (Alev) yola çıkınca, sürekli arkada kalan, ekibi bekleten kişi olmak da cabası.  100 metre geriden takip ediyordum onları. Onlar dinlenmeye geçtiklerinde, dinlenme bitiminde oraya varıyor, ben tam dinlemeden tekrar yola devam ediyorduk. Vee evet içimdeki şeytan uyanmıştı…


Birinci gün için kolay demişlerdi, ikinci gün ise daha zor olacağını söylemişlerdi.  Kolay olan bu ise zor olanı hayal bile edemiyordum. İçimden Frame ve yol arkadaşım yoga bilir Alev’e küfürler ediyordum. Hatta sesli de ediyordum, çünkü beni duyamayacak kadar uzakta oluyorlardı.  Dinlenme noktalarında onları yakaladığımda, yavaş olmaları konusunda uyarıyordum ama yola çıktığımızda sanki hiçbir şey dememişim gibi mesafe yine açılıyordu.  Deli gibi su kaybediyor, susuyordum. Ama su, Frame’in taşıdığı çantada olduğu için avazım çıktığı kadar “wateeeerrr” diye bağırmak zorunda kalıyordum. Duyarlarsa durup beni bekliyorlardı, duymazlarsa içim, dilim kurumuş bir vaziyette yetişmeye çalışıyordum  her bir basamağa küfürler ederek….

Etrafta nefis bir manzara vardı. Her yandan yüzlerce şelale akıyordu irili ufaklı. El kadar büyük siyah kanatlarının üzerine fosforlu renklerle bezenmiş kelebekler..  Ne zaman pes etsem bir kelebek geldi ve benim bir adım ötemde durdu. Ona bakıp aaa ne güzel diye peşinden seyirttiğimde, bir adım öteye uçup orada duruyordu. Böylece bu kelebekler beni yola devam etmeye zorluyordu. Onların peşinden giderken bütün yorgunluğumu unutuyordum. Kelebek ortadan kaybolduğunda bir süre daha unutup sonra yorgunluğumu hatırlayıp sızlanmaya başlıyordum.

Beni zorladığı için, beni beklemediği için Alev’den nefret ediyordum.  Trekkingi kabul ettiğim için kendimi tuzağa yakalanmış hissediyordum. Kimse beni zorlamamıştı ama olsun. Salakça bu tuzağa yakalanmıştım ya bu da Alev’in suçuydu.

Öğle yemeği yemek için bir lodge’da mola verdiğimizde en mutlu olduğum an’dı. Yol boyunca daha ne kadar kaldı diye kaç kez sordum bilmiyorum ama rekor kırmışımdır. Neredeyse çıkacağım basamak sayısını bile soracağım.  3 saat daha yürüyecekmişiz yemekten sonra.  Az da değil.  Frame;  hepsi merdiven değil, arada düz de yürüyeceğiz diyerek beni rahatlattı.  Alev her zamanki gibi neşeliydi. Bu beni daha da öfkelendirdi. Ondan nefret ediyordum ama etmemem gerektiğini söyledim kendime. Kötü düşünen bendim.  İçimde bir savaş vardı. Almış olduğum su geçirmez kıyafet su geçiriyordu üstelik. Baştan aşağı sırılsıklam olmuştum ama o kadar yorgundum ki bu ıslaklık bile bana vız geliyordu.  Yemeğimiz hazırlanırken dinlendik. Yemeğimizi  yerken çevreme baktım. Müthiş bir yerdi burası.  İlk konaklama yerimize varmak için 3 saat daha yürümemiz gerekiyordu.. Bunu düşünmek bile istemiyordum. Frame şiddetli yağmurlara yakalanmadan konaklama yerimize varmak istiyordu ve tekrar yola çıktık.


Frame’in de dediği gibi ikinci etapta merdivenler kadar düz yollar da vardı ve bu yollar beni mutlu etti. Bacaklarımı dinlendiriyordum düz yolda yürürken. Hatta iniş yaptığımız yerlerde coşuyordum, merdivenler çıkınca yine karşımıza lanetler okuyordum. Frame, beni  teşvik etmek için sürekli az kaldı diyor ve yolu tarif ediyordu. 3 saatin sonunda Frame işte geldik dediğinde,  vaha bulmuş gibi sevindim.  Oraya varır varmaz şiddetli bir yağmur başladı. Frame işi biliyordu.  Küçük ahşap odamızı çok sevdim. İki küçük yatak vardı odada. Ve yatakların ortasında küçük bir pencere. Pencereden baktığında sık ağaçlar bir uçurum gibi aşağıya doğru iniyor ve sisin içinde kayboluyordu. Gizemli bir yerdeymişiz havası veriyordu bu. Sislerle çevrili vahşi bir yerde. Yağmurun sesini dinleyerek uzandım yatağıma. Yorgun bacaklarım tatlı tatlı sızlıyordu. Aslında Alev iyi bir insandı.
Yarın daha zor olacaktı. Bunu düşünmemeye çalıştım,  güzel şeyler düşündüm. Bugün gördüğüm kelebekleri düşündüm.. Ve uyudum…

Gülcan Çakır

 

https://www.neoder.org/wp-content/uploads/2013/08/gl.jpghttps://www.neoder.org/wp-content/uploads/2013/08/gl-150x150.jpgneoadminAktüelgezi,gülcan çakır,neoglance,nepal
Sabah erkenden kalkıp kahvaltımızı ettikten sonra, trekking de yanımıza alacağımız giysi ve malzemeleri  tek bir çantada toplayıp diğer eşyaları otelde bıraktık. Bize hem rehberlik hem porter hizmeti verecek olan Frame,  bizi bir taksiyle otelimizden aldı.  Yaklaşık 1 saatlik yolculuktan sonra, Nayapul’a vardık. Burada Frame gerekli izin belgelerini görevlilere teslim...