FacebookTwitterGoogle+Share

Ödevini yapamayan küçük bir öğrenci gibi yaklaşık iki aydır kıvranıyorum. Oluşturmaya çalıştığımız yeni mekânımızın düzenlemesi, yeni çalışmalar, yorgunluk falan derken Nesrin hocamın neredeyse elinde sopayla karşıma dikilip “nerede Neoder yazın, yaz artık şunu” demelerine dayanamayıp işin de biraz kolayına kaçarak, fazla uğraşmadan bir yazı hazırlayayım dedim. Dediğim gibi işin kolayına kaçtım. Ama kendi kendimi de şöyle diyerek avutmaya çalışıyorum, “Bilginin nereden, nasıl geldiği değil, nereye gittiği önemli” …  Ve fazla uzatmadan yazımıza geçelim… (Bu geçiş işlemini güzel esprili bir şekilde bağlayarak yapmak isterdim ama beceremedim. Yazı konumuz espri kaldıracak gibi değil gibi geldi bana çünkü 🙂

Jung’un psikiyatrist olmayı seçmekle, zihinsel gelişim macerası başlamış oldu. Tüm saflığıyla “akıl hastalarını” dışarıdan izlemeye ve çok çarpıcı ruhsal süreçlerle karşılaşmaya başladı. Bu vakaların içeriğini hiç anlamadan not edip sınıflandırıyordu. Bu vakalarda “patolojik” olarak nitelendiriliyor ve iş orada bitiyordu. Zamanla daha iyi anlayabildiği paranoya, manik depressif, delilik ve psikojenetik vakalarına yöneldi. Psikiyatri kariyerinin başından beri Breuer, Freud ve Pierre Janet’nin çalışmaları, Jung’a yeni şeyler öğreterek yönlendirmişti. En çok da Freud’un düş analiz yöntemlerinin ve yorumlarının, şizofrenik ifade biçimlerine ışık tuttuğunu görüyordu.1900 yılında Freud’un “Düşlerin Yorumu” adlı eserini okumaya çalışmış ama anlayamadığı için bir kenara bırakmıştı. Jung, 25 yaşındaydı ve Freud’un değerini anlayacak deneyime sahip değildi. Deneyimler sonradan oluştu. Üç yıl sonra Jung, kitabı yeniden okumaya başladığında, düşüncelerine ne kadar uyduğunu fark etti. En çok nevroz psikolojisi ile bağlantılı olan bastırma mekanizmasının düşlere uygulanması, Jung’un ilgisini çekti. Birçok kez deneysel çalışmalarda yaptığı sözcük çağrışımlarında “cinsel bastırma”yla karşılaşmıştı. Daha sonraları bunun, uyarıcı sözcük ruhsal bir bölgeye ya da bir çelişkiye dokunduğunda olduğu ortaya çıktığı kanaatine vardı. Çoğu vakada hasta bunu bilinçsizce yapıyordu. Jung hastalarına rahatsızlıklarının sebebini sorduğunda yapmacık tepkiler aldığını hissediyordu. Freud u inceledikçe buna bastırma mekanizmasının sebep olduğunu anladı…

Jung’un gözlemleri Freud un düşüncelerinin doğruluğunu kanıtlıyordu. Böylece Jung, Freud’un izlediği çizgiyi anlamaya başladı. Fakat bastırmanın içeriğine baktığında, durum farklıydı. Freud un bastırmayı cinsel travmalara bağlaması fikrine katılmıyordu. Meslek deneyimleri Jung’a nevrozda cinselliğin ikincil olarak rol aldığını, topluma uyum sağlama, hayatın acı gerçekleri, toplumsal prestij gibi faktörlerin daha ön planda olduğunu gösterdi. Fakat Jung, Freud’a bu tür vakalar sunduğunda, Freud cinsellikten başka bir faktör kabul etmiyordu.

Başlangıçta Freud’un Jung’un yaşamındaki yerini anlamak ve saptamak konusunda Jung, kararsız ve bilinmezlik içindeydi. Dolayısı ile Freud’a nasıl davranırsa doğru olacağı konusunda karar vermekte zorlandı. Freud’un çalışmalarıyla tanıştığında Jung, akademik kariyerinin başındaydı. Fakat o zamanlar Freud’un üniversitede istenmediği, onaylanmadığı bir dönemdi. Jung’un Freud’la bağlantısı bilim çevrelerince hoş karşılanmıyordu. “Önemli kişiler” Freud’a şöyle bir değinir, kongrelerde adı sadece koridorlarda geçerdi. Dolayısı ile Jung’un çağrışım deneylerinin Freud’un kuramıyla örtüşmesi, Jung açısından hoş olmayan bir durumdu. Bir gün “Jung’un şeytanı” kulağına deneylerini Freud’a hiç değinmeden yayınlamasını fısıldadı. Nasıl olsa deneylerinin çoğu Freud’u tanımadan önceki zamana aitti. Fakat Jung’un adil kalbi derhal devreye girdi ve “Freud’un çalışmalarından haberin yokmuş gibi davranırsan, bu bir aldatmaca olur, yaşamına bir aldatmaca katamazsın” dedi. Böylece sorun çözülmüş oldu. Ve o günden sonra Jung, açıkça Freud’un yanında oldu ve adeta onun için mücadele etti.

1906 yılında Jung’un da katıldığı Münih’te bir kongrede, kürsüdeki konuşmacı “obsesyonel nevroz”dan bahsediyor, fakat Freud’dan hiç bahsetmemeye azami dikkat gösteriyordu. Bu duruma tepki olarak Jung, Münih Tıp Dergisi’nde bu konuya büyük katkısı olan Freud’un kuramıyla ilgili bir makale yazdı. Bunun üzerine iki profesör Jung’a Freud’un tarafını tuttuğu takdirde akademik kariyerinin tehlikeye gireceğini belirten uyarı mektupları gönderdiler. Jung onlara, “Freud gerçeği söylüyorsa onunla beraberim. Araştırmaların kısıtlandığı ve gerçeğin gizlendiği bir kariyer beni hiç ilgilendirmiyor” şeklinde karşılık verdi ve Freud’un düşüncelerini desteklemeye devam etti. Oysa Jung’un deneysel bulguları tüm nevrozların cinselliği bastırma ya da cinsel travmalardan kaynaklanmadığını gösteriyordu. Fakat her şeye rağmen Freud bir yol açmıştı ve ona karşı yükselen sözde bilim adına çığlıklar, Jung’a saçma geliyordu.

Bu süreç içinde Jung’un da “Über die Psychologie der Demantie praecox” ta ifade ettiği düşünceleri hiç olumlu karşılanmamıştı. Aslında meslektaşları Jung’la alay ediyorlardı ama Jung’un bu eseri Freud ile -ilk kez- görüşebilmesine sebep oldu. Freud, Jung’u Mart 1907 yılında Viyana’ya davet etti. Bu ilk karşılaşmada aralıksız 13 saat görüştüler. Jung’a göre Freud, o güne kadar karşılaştığı en önemli insandı. Herkesten farklıydı. Kişiliğini bir türlü çözememişti, izlenimleri karmaşıktı fakat son derece ciddi, zeki ve olağanüstü buldu onu Jung… Cinsellikle ilgili kuramı Jung’u etkilemişti etkilemesine ama kuşkularını giderememişti. Bunu birkaç kez dile getirmeye çalışmış fakat karşılığında hak ettiği şekilde tecrübesiz olduğu şeklinde cevaplar almıştı. Ve Freud bu konuda Jung’a göre haklıydı. Cinsellik kuramının Freud için hem kişisel hem de felsefi bağlamda çok önemli olduğunu görmek Jung’u çok etkiledi. Ama Freud’un cinselliği bu denli vurgulamasının ne kadarının öznel önyargılarına, ne kadarının da doğrulanmış deneyimlere dayandığına bir türlü karar veremiyordu.

 

Yazımızın bu bölümünü burada sonlandırıyoruz. Devamı Neoder’in gelecek sayısında…

 

Kaynak ; Jung/Anılar, Düşler, Düşünceler.

Nuran Nora Aydınlar

 

https://www.neoder.org/wp-content/uploads/2013/10/carl_gustav_jung_mente.jpghttps://www.neoder.org/wp-content/uploads/2013/10/carl_gustav_jung_mente-150x150.jpgneoadminAktüelfreud,jung,psikanaliz,rüya
Ödevini yapamayan küçük bir öğrenci gibi yaklaşık iki aydır kıvranıyorum. Oluşturmaya çalıştığımız yeni mekânımızın düzenlemesi, yeni çalışmalar, yorgunluk falan derken Nesrin hocamın neredeyse elinde sopayla karşıma dikilip “nerede Neoder yazın, yaz artık şunu” demelerine dayanamayıp işin de biraz kolayına kaçarak, fazla uğraşmadan bir yazı hazırlayayım dedim. Dediğim gibi işin kolayına...