FacebookTwitterGoogle+Share

NE MUTLU Kİ TÜRKÜM!

Ben sana hiç siz demedim ATAM… Hep benden bizden biri olduğundan mı, kendimi sana çok yakın hissettiğimden mi inan bilmiyorum. Senin sevgin, ilmin, gücün, gözlerin, içime işleneli beri hep çok yakın oldun bana. Sevgin her daim bir adım önde oldu.

90 yıl. 90 koca yıl. Geçti gitti Cumhuriyet’in kuruluşunun 90.yılını kutlamaya günler kaldı. Halbuki sen 1919 dan 1923’e kadar geçen dört sene içinde Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştun. 1927 yılında gençliğe seslenişinde ise bizlere emanet ettin. Gelecek tehlikeleri bir bir sıralayarak, geleceği gören gözlerin ve yüreğinle bizleri uyardın. Birinci vazifemizi haykırdın! Tehlikeleri o günden biliyordun.

Neden bu kadar erken gittin bilmiyorum, demek ki böyle olması gerekiyordu. Ama yine de sormadan edemiyorum.

“Ey Türk Gençliği! Birinci görevin, Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini sonsuza dek korumak ve savunmaktır.”

Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur, dedin… “TEMEL”… Varoluşumuzu, sadece bir birey olarak değil, bir TÜRK olarak varoluşumuzun yegane temeli diye seslendin. Bizim en kıymetli hazinemizi de ilk sözlerinde belirttin. TÜRK BAĞIMSIZLIĞINI… TÜRK GENÇLİĞİ’ne emanet ettin… Bu üstün görev ve sorumluluğu da Ne Mutlu TÜRK’üm diyenlere diyebilenlere emanet ettin… Seni anlamakta geç kalıyoruz Atam…

Ardından,sen gittikten sonra başlayan ve bu günlerde artık boğazımıza dayanan, canımızdan can alan tabloyu anlattın.

Ben gençliğe seslenişini bu yaşıma kadar masal gibi okumuşum ATAM! Bu söylediklerin hiç olmazmış, olamazmış gibi okumuşum. Senin hiçbir şeyi boş yere yapmayacağını, tek kelimeyi bile gereksiz sarf etmeyeceğini düşünememişim. AFFET !

Seni anlamakta, içime sindirmekte geç kalmışım. Devrimlerinin, sözlerinin sadece görünenine takılmışım, ardındakilere bakamamışım. Bu mektup aslında sana yazılmış gibi dursa da kendi iç hesabım. Zıtlıklar dünyasında yaşamaya çalışırken bir TÜRK evladı olduğumu unutmuşum. Ki asla aklımdan çıkarmamam gerekirken. 90 yıl bir ülke için çok da uzun bir süre olmasa da senin yapmış olduğun devrimlere baktığımda, 57 yıla sığdırdıklarını düşündüğümde oldukça uzun bir süre. Dedim ya ATAM ikilik dünyası; bilirsin, çözmüşsün sırlarını.

Yaşayacaklarımızı adım adım, anlatmışsın. “Zorla veya hile ile kutsal yurdun bütün şehirleri teslim alınmış, bütün işletmeleri ele geçirilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesi işgal edilmiş olabilir.” diyerek. Dediğin gibi oldu ATAM… Satılmadık liman kalmadı. Çocuk aklımla beynime kazınan bir şey vardı, haberleşme. Haberleşme asla yabancıların elinde olmamalıydı, gerçi artık uzay çağında uydudan her şey takip ediliyor o ayrı ama, Telekom da satıldı Atam…  Ülkem de ki tüm finans güçleri yabancıların elinde. Hangi birini söyleyeyim, hangi birini anlatayım derken yine senin sözlerin yetişiyor imdadıma; “Bütün bu koşullardan daha acıklı ve korkunç olanı ise, ülkede iktidara sahip olanlar gaflet, sapkınlık ve hatta ihanet içinde olabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri kişisel çıkarlarını, işgalcilerin siyasi amaçlarıyla birleştirerek düşmanla işbirliği yapabilirler.” Dediklerinin birer birer oluyor, biz dünya insanları kehanet ararken, kehanetlerin peşinde koşarken elimizdeki, avcumuzun içine yerleştirilmiş, satır satır anlatılmış senin öngörülerini hafife alıp, sadece okumuşuz…

“Ulus, yoksulluk ve sıkıntı içinde ezik ve bitkin düşmüş olabilir” diyerek şu an yaşadığımız hali yalın bir şekilde izah etmişsin.

İşin kötü yanı tüm bu kötü koşullar, oynanan oyunlar sadece ülkemi değil bütün dünyayı, insanlığı sarıyor. Beyinler uyuşturulup, varoluş sebepleri yok ediliyor. Kan ve ölüm her yanımızı sardı. Doğanın kanunlarını kabullenip, saygı duymak yerine onunla anlamsız bir savaş içine girdik hem de kazanabileceğimizi düşünerek… Akıl ve izandan ne kadar yoksun olduğumuz ortada.

Bu tablo içinde olsak dahi hiçbir zaman umutsuz, ümitsiz olmadım. Çaresiz hissetmedim kendimi. İnanlar umutsuz olmaz. Bize seslenişinin sonunda da zaten açıkça ifade ediyorsun, umutsuzluğa yer olmayacağın.Tüm bu kötü koşullar içinde aklımın izin verdiği, ruhumun ve özümün bana sunduğu güç ile kılavuz olma gayreti içindeyim. Yaşanan tüm oyunlara karşı uyanık olmaya çalışarak, uyandırma çabasındayım. İnan bana benim gibi pek çok yürekli var ve sayımız hiç de az değil. Ki niceliğe değil niteliğe bakmak gerektiğini de öğreneli çok oldu.

Mavi gözlüm, sarı saçlım… Bizlere seslenişinin sonunda yine güneş gibi doğuyorsun içimize… Asla umutsuzluğa yer olmadığını açıkça ifade ediyorsun.Tüm bu durum ve koşullar içinde bile görevimizi açıkça ifade ediyor, TÜRK bağımsızlığını ve CUMHURİYETİ’ni, Ey TÜRK geleceğinin evladı! diye seslendiklerine emanet ediyorsun…

TÜRK GELECEĞİNİN EVLATLARI olarak yolundayız, izindeyiz, seni anlamaya, yaşamaya ve yaşatmaya çalışıyoruz. Seni anlamanın ne olduğunu kavramaya çalışıyoruz. Hiçbir gücün ve koşulun bizi engelleyemeyeceğini biliyoruz. Türk olmanın, şeref ve başarılarla dolu bir tarihe sahip olmanın farkında, gücümüzü damarlarımızdaki kandan alarak mücadelemize devam ediyoruz, edeceğiz…

Gururla, sevinçle, umutla, aklımı doladığım sevgimle, tüm hücrelerimle haykırıyorum

“ NE MUTLU Kİ TÜRKÜM !!! “

Hasret, sevgi ve şükranla ellerinden öpüyorum ışıklar içinde ol…

Derya DOĞANAY

 

https://www.neoder.org/wp-content/uploads/2013/11/105725.jpghttps://www.neoder.org/wp-content/uploads/2013/11/105725-150x150.jpgneoadminAktüelatam,atatürk,türk
NE MUTLU Kİ TÜRKÜM! Ben sana hiç siz demedim ATAM… Hep benden bizden biri olduğundan mı, kendimi sana çok yakın hissettiğimden mi inan bilmiyorum. Senin sevgin, ilmin, gücün, gözlerin, içime işleneli beri hep çok yakın oldun bana. Sevgin her daim bir adım önde oldu. 90 yıl. 90 koca yıl....