FacebookTwitterGoogle+Share


Serhat Bey’e…

Sizinle ilk tanıştığımda tedirgindim, korkuyordum… En kıymetlimi bırakıyordum size… Olması gereken oluyordu biliyordum bunu ancak bu bilme korkumu tedirginliğimi hafifletmiyordu… Neticede 9 ay karnımda taşımıştım, benim bir parçamdı O… Onu bakıp besleyip bin bir emekle büyütmüştüm… Tüm sevgimi verip sarıp sarmalamıştım… Aklımda binlerce soru, okulun kapısında bekliyordum… Ben 09.00- 18.00 arası çalışırken, bebeğim, bitanem Çiçeğim hiç bilmediği bir ortamda tamamen başka birinin himayesinde ve inisiyatifinde 5 yıl geçirecekti… Bu korku ve tedirginlik duygusu sürdü uzun süre… İlk veli toplantısında söyledikleriniz beni çok etkilemişti. ‘’Şu ana kadar çocuğunuzun kralı, kraliçesi, kahramanı sizdiniz. Ama bitti bu… Artık KRALLIĞINIZ BİTTİ’’ dediğinizde korkum endişem tavan yapmıştı… Hiç belli etmedim size ama bu böyle…

Devam etmiştiniz ‘’ Artık terlediklerinde ben sileceğim terlerini, düştüklerinde ve ağladıklarında ben yanlarında olacağım… Ben kızacağım ben sarılacağım… Gerekirse ben ceza vereceğim ve ben ödüllendireceğim… Artık günün en bölümünde benimle olacaklar… Sizden daha çok şey paylaşacağım onlarla… Yani KRALLIĞINIZ BİTTİ… İster benimle işbirliği yapar çocuğunuzu hayata beraber hazırlarız, isterseniz, istemezseniz hazırlamayız… Kabul ederseniz çocuklarınıza hayatla baş etmeyi öğreteceğim.’’

Söyledikleriniz korkumu daha fazla arttırmıştı… Kızım bebeklikten çıkmış ve gerçek hayata atılmıştı artık… Dehşet içinde kalmıştım… Ancak yapabileceğim herhangi bir şey yoktu… Sadece beklemem, izlemem gerekiyordu… Neticede bekledim ve izledim… İzledikçe rahatladım… Tam bir teslimiyetle kızımı size bıraktım…

Her geçen gün kızımın gelişimini izledim… Dersler konusunda öğrendikleri tabi ki çok iyiydi… Ancak daha önemli konular vardı benim için… Onu bir birey olduğunu bilmesini sağlayarak yetiştirmiştim ve öğretmeni olarak siz de bunu desteklediniz… Sadece Çiçeğimi değil tüm öğrencilerinizi…

Bir sürü şey öğrettiniz onlara… Hepsini gördüm… Birey olmayı, aynı zamanda ekip olabilmeyi… Özgürlük, hak, vicdan, adalet kelimelerinin sadece anlamlarını değil gerçek hayatta nasıl uygulanması gerektiğini… Yaratıcılığı, kendine güveni… Haksızlığa baş eğmemeyi… Yaşa makama bağlı olmayan saygıyı ve sevgiyi… Daha sıralayabileceğim bi sürü şeyi öğrettiniz ve pekiştirdiniz…

Ham bir birey bırakmıştım size, tam anlamı ile insani özelliklerle donanımlı bir birey oluşturup geri verdiniz bana… Kelimeler yetersiz yaptıklarınız için… Minnettarım size ve teşekkür ediyorum… Size ve sizin nezdinizde tüm öğretmenlerimize… Öğretmenler gününüz kutlu olsun…

Saygıyla ellerinizden öperim…

*

Arada kafamı karıştıranlar olmuyor değil… Onlar benim asıl amacımı anlamayanlar… Benim gerçek ve tek amacım mutlu olma şansına sahip bir insan yetiştirebilmek…

*

Daha 3 yaşındayken, mutfakta sandalyede otururken ve ayakları daha yere değmezken, ona kızım bak dinle sana doğruları öğretiyorum denildiğinde ”benim kendi doğrularım var” deyip ayaklarını sallandırıp yere bastıktan sonra konuşmayı sonlandırarak arkasını dönüp mutfaktan çıkan çocuğa kendi fikirlerini dayatamazsın… İşim zor, bilin istedim…

*

Bi anne olarak bazen eksik hissediyorum kendimi… Yarım hissediyorum… Bazı şeyleri hala öğrenemedim… Mesela terliği hala isabet ettiremiyorum… 😉

*

Akışa bıraktım işte kendimi, hayat denen yavaş akan nehirde… Sırtüstü uzanıp suda gökyüzünü seyrediyorum… Su beni nereye götürürse oradayım… Bazen çarpıyor kıyıdaki taşlara, canım acıyor elbet… O zamanlarda gözümü kapatıyorum ve çok korkuyorum… Sonra tekrar açıyorum gözlerimi korkuya inat, acıya inat… Ve tekrar gökyüzünün, suyun keyfini çıkartarak ilerliyorum…

*

Bi filmde duydum ” şehir dışına çıkmak insanı özgür hissettiriyor” diye… Sanırım bunu hissetmek için çok gezdim bi ara… Daha sonrasında ise bi baktım özgürlük ruhuma yapışıp kalmış…

*

An’ı fark etmeyince, hatırlanacak anılar da olmuyor…

*

Sanırım en fecisi olanı olup bittikten sonra düşünmek… Sana ne söylendiğini anlamak ve düşünmeye başlamak… Görmen gerekeni görmek… Olan olurken düşünmek, görmek ve anlamak lazım oysa…

*

Ne kadar net olursan ol, komplike olman isteniyor sanki…

*

Derin nefes alınır, tırnakların ve dişlerin geri çekilmesi beklenir… Saçların tel tel dikilmesi geçip eski haline döndükten sonra Gülbinella uyumaya başlar ve yerine Güllücan geçer…

*

Ben aslında sessiz, sakin, mülayim bi insanım… Ne yapıyorsa hep bu Güllücan ile Gülbinella yapıyor… Ehi 😉

*

Aşk da üç harflilerden… Dikkat edin çarpar…

*

Eskiden çok inanır az kahkaha atardım… Şimdi ise az inanan, çok kahkaha atanlardanım…

*

Hayatla baş etmek için iyi insan olmak yetmiyor… Annemin deyimiyle ”hile hurda” yı da bilmek gerekiyor… Yapmasan da bilmen gerekiyor mücadeleni sürdürüp baş etmek için…

*

Yüreğini korkak alıştırma, sev seve/bildiğince…

*

Bi çocuk öyle kolay büyümüyor… Herkes herkesin kıymetini bilsin…

*

Bazıları bana değiştin diyor… Değişmedim ki, değişen şartlar koşullar ve hayat… Ben sadece update oluyorum…

*

Bugün hayatımda ilk defa özgür irademle isteyerek bamya yedim… Ve hoşuma gitti… Hayırlara vesile olur inşallah…

*

İnsanın ruhu gezgin olunca bedeni de boş durmuyo haliyle…

*

Gözünü kapadığın zaman yok olmuyor hiçbir şey… Başını eğdiğinde de gitmiyorlar… Yok saymakla yok olmuyorlar güzel kardeşim, yok sandığınca çoğalıyorlar… Bil istedim…

*

Bu aralar keşfettiğim ve hastası olduğum biri var. Discovery Channel da seyrettiğim yetmiyor youtube da sürekli onunla ilgili şeyler izliyorum… Adı Dynamo olarak geçiyor ve sihirbaz olarak addediliyor… Bence sihirbaz filan değil gerçekten özel bir varlık bu adam… Artık yaptıklarını sorgulamaktan vazgeçtim, sadece izliyorum…

*

Elindekilerin değerini bilmeyi bilmeyenler, neye sahip olurlarsa olsunlar mutlu olmayı da bilemeyip maalesef eksik hissediyorlar…

*

Çiçek: Mihribannn

(bir taraftan da saçlarını taramaktadır)

Güllücan: …

(boş boş bakmaktadır)

Çiçek: Anne yeni adın Mihriban… Artık sana Pembiş demeyeceğim, Mihribanlığa terfi ettin…

Güllücan: hıı???

(kendine acımaya başlayan Güllücan artık ağlamaklı bakışlara sahiptir…)

*

Çok gülümserim çok kahkaha atarım… Ancak çokça da öfkelenirim yeri geldiğinde… Hiç bi şey demesem de gözlerim çakmak çakmak olur, Okunur zaten her şey gözlerimden… Ancak hiç nefret duygusunu yaşamadım şükürler olsun ki… Çünkü bildim ki herkes birer çocuk, ne gördülerse ne bildilerse onu yaşıyor, onu yapıyor…

*

Bir an üşüdüğümü hissettim ve mızırdandım… Sonra kendi kendime yuhh Güllücan dedim, yuh sana… Kasımın 16 sı olmuş, sen kısa kollularla oturuyorsun, ayağında çorap bile yok hatta bahçeye açılan kapı olduğu gibi açık ve üşüdüğünü hissettin diye mızırdanıyorsun… terbiyesizsin sen!!!! Sonra düşündüm de evet ben çok mutlu bi terbiyesizim…

*

Kimiyle el ele tutuşursun, kimiyle el ele “Tutuşursun’’….

*

Bi tepsi çikolatalı kurabiyeye yine dünyanın en iyi annesi seçildim… Ehi 😉

*

Eşyaları topluyorum da, elime eski şiir defterim geçti… Eski dediysem gerçekten eski.. Fi tarihinden kalmış şiirlerim ve yazılarım var içinde… Ne kadar karamsarmışım o zamanlar. Okuyunca çok şaşırdım.

Ama bi şey yazmışım ki beni çok gülümsetti. Kimin için yazdığımı hatırlamadım ama altına Bitez’ de ilk yazdığım şiir diye not düşmüşüm. Bu da demektir ki 20 yıldan daha fazla bi zaman geçmiş üzerinden… Buyrun okuyun…

Beni seven çok

Sevdiğim tek

Seni seven de çok

Sevdiğin de…

🙂

*

Hay allam, gece gece aklıma Çiçeğim ile yaptığımız ” arka arkaya hızlı bi şekilde en az 10 kere MOR VAMPİR deme” çalışmaları geldi… Kendi kendime yine deneyip yine gülüyorum…  denesenize bi… Becerebilen varsa lütfen haber versin…  🙂

*

Bazı insanların çok şey söylemesine gerek yok… Ruhlarının tınısı yetiyor…

*

(AKLIMDAKİLER)

Gülbin Çınar

 

 

 

https://www.neoder.org/wp-content/uploads/2013/12/1452091_488558224593439_1575158636_n.jpghttps://www.neoder.org/wp-content/uploads/2013/12/1452091_488558224593439_1575158636_n-150x150.jpgGulbinGelişim-Yaşamgülbin çınar,neoder
Serhat Bey’e... Sizinle ilk tanıştığımda tedirgindim, korkuyordum… En kıymetlimi bırakıyordum size… Olması gereken oluyordu biliyordum bunu ancak bu bilme korkumu tedirginliğimi hafifletmiyordu… Neticede 9 ay karnımda taşımıştım, benim bir parçamdı O… Onu bakıp besleyip bin bir emekle büyütmüştüm… Tüm sevgimi verip sarıp sarmalamıştım… Aklımda binlerce soru, okulun kapısında bekliyordum… Ben...