FacebookTwitterGoogle+Share

Patron aradı bir zamanlar birlikte çalıştığı arkadaşlarını…

Yaşları biraz ilerlemişti, yine de, eski toprakların, öyle kolaylıkla yitmeyecek deneyimleri, becerileri vardı…

Tamam, kemiklerinde biraz kireçlenme başlamıştı, hareketleri sınırlı olabilirdi, hala cin gibiydiler, hala birçok şeyi yapacak güçteydiler.

‘Arkadaşlara haber ver, çeteyi topluyoruz’…

İşte beklenen sinyal geldi. Bir süredir emeklilik dönemini yaşayan, bundan çooook sıkılan çete üyeleri bir araya gelecekleri günün heyecanıyla içkilerinden birer yudum aldılar.

Patron, büyük bir organizasyona hazırlanıyordu, en iyileri zaten tanıyordu.

Çağırdı onları…

Sonrası…

Belki onlarca benzer filmi izlemişsinizdir. Eskilerin bir araya gelerek yeniden bir takım işler becerdikleri olayları…

Ne zaman ki, patroniçe, ‘neoder’ dedi, ‘yeniden yazalım’ dedi, aklıma ilk olarak bu giriş geldi.

Daha önceki yazılarım genellikle daha hafif konularda, esprili olaylarla dalga geçebilen formattaydı.

Patroniçem, bunu destekliyordu. Değişmediyse, neoder’in tek karşı cins yazarı da olarak şımarma hakkımı kullanıyordum.

Patroniçem, ‘canlandırıyoruz’ deyince, ben de aradan geçen zamanın bende yarattığı ‘ciddileşme’ eğilimiyle (ciddilik değil sakın yanlış anlaşılmasın) bir süredir içimde, kendim kendime tartıştığım bir konuyu sizinle paylaşmak istedim.

Patroniçem, eski formatı isterse ona da dönüş yapabilecek şımarıklık hakkım saklı kalmak üzere, buyurun ciddi yazıma…

Başlık:

2015 HAZİRAN’INDA KİME OY VERECEKSİNİZ?

Türkiye’de son dönemlerde, hadi daha gerçekçi bakalım, 2002 den bu yana çok önemli bir değişim gerçekleşti.

Artık, okullarımızın ilk anlarından itibaren başörtüsü ya da türban (bana göre sıkma baş) serbest…

Artık, saçları saklanan minik kızlarımızın ‘beyinleri’ özgür…

Gerçi adı mühim değil, gıcık profesörün biri kalkıp bunun sakıncalı olduğunu söyledi, ‘o yaştaki çocuğa cinsellik anımsatıyor’ dedi, bunun da bir önemi yok.

Ekonomik olarak göçmüş durumdayız, sallayın, artık kızlarımızın başı örtülü…

Komşularımız kalmadı, hepsiyle küsüz, boş verin, ‘kızlarımız!’…

Gibi gibi gibi…

Neyse asıl sorum, siz seçimlerde kime oy vereceksiniz?

Bunu soruyorum, sorarken de, başörtüsünden falan söz ediyorum ya, bunun politik bir durum olduğunu sakın düşünmeyin.

Benim merakım, aslında kime oy vereceğiniz değil. Herkes özgür iradesiyle kendi seçimini yapmalı. Buna inanıyorum. Bana göre yanlış olsa bile, eğer ‘siz’ başkasını değerli buluyor, oy veriyorsanız, ‘verin’…

Sizin yüzünüzden, istemediğim bir dünyada yaşamak zorunda kalıyorum. Ne yapayım? Ya yaşamalıyım, ya da değiştirmeliyim.

Değiştirmek için de, sizin düşüncenizin yanlış olduğunu size anlatabilmeli, sizi ikna edebilmeliyim.

Yoksa, size şunu soramam, ‘neden benim yaşamımı etkileyen sonucu siz belirliyorsunuz’ diyemem…

Çünkü, o kadar biliyorsunuzdur, öyle düşünüyorsunuzdur.

Neyse, koptum gidiyorum. Konudan kopmayayım.

Amacım, kime oy vereceğinizi sorarak, sizi başka mecraya çekmek.

Bana göre, Haziran ayında kime oy veremezsiniz.

Hatalı yazım değil, aslında çapraşık vurgu.

Haziran ayında kime oy veremezsiniz…

Bana göre, eğer Türkiye’de işler bugün ki seyrinde giderse, Haziran ayında seçim olmaz.

Çünkü, tezkere çıktı. Başbakan pardon cumhurbaşkanı sürekli ‘Suriye’ diyor, başbakan ‘Kobani’ diyor.

Yani yolumuz savaş yolu.

Peki, Türkiye savaşa girer mi?

Savaşa giren (ki bu savaş on küsur yıl süren İran/Irak savaşından farklı olmaz) ülkenin buradan bir iki ayda çıkması biraz zor. Bu yıllar sürecek bir savaşa dönüşebilir.

Eğer Türkiye bu savaşın içine girerse, Haziran ayında ‘mücbir sebeplerden’ ya da ‘zorunluluktan’ seçimler ertelenebilir.

O zaman kime oy vereceksiniz, bir düşünün bakalım?

Peki sen söyle kendim, Türkiye savaşa girer mi?

Yanıt:

12 Ekim…

Patroniçem, kendimce bir ciddi yazı yazdım.

Sana da soruyorum, ‘Sen kime oy vereceksin?’

TAYFUN ÖZSOY

https://www.neoder.org/wp-content/uploads/2014/10/oy.jpghttps://www.neoder.org/wp-content/uploads/2014/10/oy-150x150.jpgneoadminAktüelneoder,oy,seçim,tayfun özsoy
Patron aradı bir zamanlar birlikte çalıştığı arkadaşlarını… Yaşları biraz ilerlemişti, yine de, eski toprakların, öyle kolaylıkla yitmeyecek deneyimleri, becerileri vardı… Tamam, kemiklerinde biraz kireçlenme başlamıştı, hareketleri sınırlı olabilirdi, hala cin gibiydiler, hala birçok şeyi yapacak güçteydiler. ‘Arkadaşlara haber ver, çeteyi topluyoruz’… İşte beklenen sinyal geldi. Bir süredir emeklilik dönemini yaşayan, bundan çooook sıkılan...