FacebookTwitterGoogle+Share

Çok uzun zaman mı oldu ne?

Patroniçe, ‘bugüne dek en beğendiğim yazın’ diyerek, motivasyonu abartınca (tabi ki ben tembellik yaptım demeyeceğim,
biri sorumlu olmalı bu durumdan) daha iyisini (!) yazamamak korkusundan klavyeye uzaktan baktım…

Uzun bir aradan sonra yeniden oturdum yazının başına, da kimse benden mucize beklemesin…

Özellikle sen patroniçem… (Eski alışkanlık, burada sevimli bir gülücük hayal edin lütfen, ciddiyeti bozmamak adına, ben koymak istemedim.)

xx

O zaman soru şuydu:

‘Kime oy vereceksiniz?’

Soruyu sormuş, kendimce bazı açıklamalar yapmıştım.

Şimdi döndük dolaştık yine aynı yere ulaştık.

Yeni soru, ‘Kime oy vereceksiniz?’

Hala bir seçim yapamadınız değil mi?

Aramızda kalsın ben de!

İktidarı biliyoruz, kaç-ak-saray’dan güdümlü, hele ki yeni yılda, resmi olarak da teslim durumda görevini (!) sürdürecek.

Muhalefet?

Var mı?

xx

Ne yazık, kötü bir tarzımız var.

İktidarı ‘idare etmek’ muhalefeti, yalnızca, ‘eleştirmek’ olarak algılıyoruz, uyguluyoruz.

Oysa, iktidar, ‘yönetmeli’, muhalefette, eksik bulduğu noktaları gösterip, ‘yönetmeye’ aday olmalı.

‘Yönetmeli’… Aman dikkat, ‘yürütme organı’ ismine uygun davranmamalı…

Bu yazıyı yazdığım tarih de anlamlı ya da daha eski deyimle manidar aslında…

Sosyal medya üzerinden bir arkadaşım yazmış…

‘İktidar bu kadar hırsız, muhalefet bu kadar hırssız, vay halimize!’

xx

Kime sorduysam, hemen herkes durumdan şikayetçi. Hemen herkes, hükümetin politikaları konusunda rahatsız…

Ve hemen herkes, ‘daha iyisi mi var?’ diyerek, Stockholm Sendromu vakasının canlı mağduru şeklinde davranıyor…

xx

Tamam aynı soruyu bir kez daha sormayacağım.

Hangi soru olduğunu siz anladınız…

Dikkat ederseniz, bende de yanıt olmadığı için kıvranıyorum, lafı uzatıp duruyorum.

En iyisi, bu yazıyı bir Bektaşi anekdotu ile bağlayayım da, kurtarayım durumu…

xx

Bektaşi malum şaraptan iyi anlar.

Bir gün iki rakip üretici, iki testi şarap getirmişler. Şarapları tatmasını, iyi olanı söylemesini istemişler. Bir tür degüstatörlük (Genel kültür nasıl ama? Burada bir gözü kırpılmış, gülen bir yüz iyi gider) anlayacağınız…

Bektaşi önündeki şişelerden kendisine yakın olanını almış, bardağa bile gerek duymadan, testiden iki üç yudum tatmış.

Testiyi yerine bıraktıktan sonra, kendisini izleyenlere şöyle bir bakarak, tatmadığı testiyi göstermiş, ‘Bu daha iyi!’ diye.

‘Bre aman, ne edersin Bektaşi, daha onun tadına bakmadan nasıl anladın daha iyi olduğunu?’ diye sormuş sonucu bekleyenler…

Bektaşi, bu kez içtiği şarabı gösterip, ‘Bundan daha kötüsü olamaz’ demiş…

 

Sağlıcakla kalın…

Tayfun Özsoy

 

https://www.neoder.org/wp-content/uploads/2014/12/16029_2.jpghttps://www.neoder.org/wp-content/uploads/2014/12/16029_2-150x150.jpgneoadminAktüeloy,seçim,stockholm sendromu
Çok uzun zaman mı oldu ne? Patroniçe, ‘bugüne dek en beğendiğim yazın’ diyerek, motivasyonu abartınca (tabi ki ben tembellik yaptım demeyeceğim, biri sorumlu olmalı bu durumdan) daha iyisini (!) yazamamak korkusundan klavyeye uzaktan baktım… Uzun bir aradan sonra yeniden oturdum yazının başına, da kimse benden mucize beklemesin… Özellikle sen patroniçem… (Eski alışkanlık, burada...