FacebookTwitterGoogle+Share

Ne zaman başlar bilinmez…

Bir gün bakmışsın, sırtındaki yük artık yük olmaktan çıkmış, bedeninin bir parçası haline gelmiş… Öyle bedenlenmiş ki, sonradan oluşan kamburu doğuştan zannedip, kabullenmişsin…

Zaman zaman ağrı yapsa da, insan kendi kolundan, bacağından kopar mı, diyerek, kamburunla yaşamaya devam edersin… İlaç alırsın örneğin, ya da iki duble içki…

Hedefin, sonradan oluşan kamburundan kurtulmak değil, kamburun neden olduğu ağrıyı ötelemektir yalnızca…

Ne acımasız bir durum?

Bir bakın bakalım kendinize, kamburunuz nerede?

Yok demeyin sakın, herkesin farkına varmadan oluşturduğu, vücudunun herhangi bir yerine sakladığı bir kamburu vardır mutlaka…

İyi bakın!

Ahmet ağabey bak seninki, kolunda pazı zannettiğin şey aslında senin kamburun… Geçen gün oğlun senden olmayacak bir şey istedi, hayır diyemedin ya, kendini iyice zora sokup onun şımarıklığını parlattın ya, işte o zaman…

Karından bir şey istemiştin de, sana arkasını dönüp, ‘git kendin hallet’ gibi bir şey söylemişti. O zaman için kırılmıştı, bükülmüştün…

Unuttun mu?

Ayşe abla, sen kendini muaf mı sanıyorsun, içindeki kamburdan?

Hiç farkında değilsin di mi, şu karnında gaz sandığın şey, aslında senin kamburun…

Sevgilin olacak herif, seni istemediğin, nefret ettiğini söylediğin halde zorla, oraya götürdü…

Anımsa, kendini ne kadar kötü hissetmiştin? Ne kadar kızmış, ne kadar üzülmüştün? Söylememiş kabullenmiştin. İşte o zaman çıkmıştı karnındaki kambur…

Yalnız onlar mı, siz baktınız mı kendi kamburunuza?

Kimimiz ayağından sorunludur, kimimiz böbreğinden…

Kambur deyince illa sırtımızda mı olmalı?

İşte asıl kambur budur içimizdeki… Her zaman, her şeyin bir kurala bağlı olduğunu, belli çizgi içinde kalması gerektiğini düşünmektir, ruhumuzdaki kambur…

Sınırlarımız vardır, oluşan, oluşturulan… O sınırların dışına çıkmaktır en büyük korku, o sınırların içinde kalmaktır, en büyük kambur…

‘Hayır’ diyemeyiz…

Hayır diyememektir, en büyük kambur…

Oysa tüm çocuklar farkında doğarlar…

İstemedikleri yemek gelince ağızlarını kilitlerler, en keskin, net hayırları budur. Bir yere gitmek istemezler, ayak diretirler… Canları yanar, bağırırlar… Ancak, biz büyükler, pardon ah o büyükler, önce ‘hayır’ demenin ayıp olduğunu, sonra ‘hayır’ demenin yasak olduğunu, ardından ‘hayır’ demenin cezalandırılacağını anlatırlar…

Öğretirler…

Minicik çocuğa ilk kamburu kendi elleriyle yerleştirirler…

Sonrası mı, sonrası işte baştaki durum…

Kambur gelişir, fiziği etkiler, yürüyüşü bozar, duruşu bozar, daha da önemlisi ruhu etkiler, bakışı bozar, yaşam denklemini bozar…

Bitmez tükenmez bir yılgınlık, yorgunluk ve farkında olmadan ince ince işlenen mutsuzluk kaplar insanı, ardından aileyi, ardından çevreyi, sonrasında toplumu…

Dünyayı…

Kamburlarından kurtulabilir mi insan?

İşte bu çok ağır ve yanıtı bilinmez bir soru…

Belki biz değil, belki, kamburluğu ruhuna yerleştirdiğimiz çocuklarımız değil, ancak, torunlarımız ya da onlardan sonra gelenler kurtulabilir…

Nasıl mı?

Bir planım var. Hele ben bir kamburumdan kurtulmayı deneyeyim, becerebilirsem, nasılını anlatırım?

Ya da siz beni beklemeyin, kurtulun şu kamburlarınızdan…

‘Hayır’ deyin, ‘istemiyorum’, ‘istiyorum’, ‘olmaz&olur’ deyin…

Ne istiyorsanız, onu deyin, onu yapın…

Ya da siz benim dediğime aldırmayın, ne istiyorsanız onu yapın/yapmayın!!!!

Tayfun Özsoy

https://www.neoder.org/wp-content/uploads/2015/01/21070.jpghttps://www.neoder.org/wp-content/uploads/2015/01/21070-150x150.jpgneoadminGelişim-Yaşamfreedom,kambur,özgürlük,yük
Ne zaman başlar bilinmez... Bir gün bakmışsın, sırtındaki yük artık yük olmaktan çıkmış, bedeninin bir parçası haline gelmiş… Öyle bedenlenmiş ki, sonradan oluşan kamburu doğuştan zannedip, kabullenmişsin… Zaman zaman ağrı yapsa da, insan kendi kolundan, bacağından kopar mı, diyerek, kamburunla yaşamaya devam edersin… İlaç alırsın örneğin, ya da iki duble içki… Hedefin,...