FacebookTwitterGoogle+Share
Yasak Elma

Yasak Elma

Kadın ve erkek, yaşamın birbirini tamamlayan iki ayrı kutbu gibidir. Varoluşun son halkasının dünyadaki temsilcisi olan bu iki varlık, kimi zaman yan yana, kimi zaman karşı karşıyadır. Dünya kuruldu kurulalı tartışılır; aynı anda neden bu kadar hem yakın hem uzak oldukları…

Kadın ve erkek bir aradayken açık ya da gizli devam eden savaşın kokuları ortalığı kaplarken, ayrı olduklarında ise hasret türküleri çalar yüreklerde. Kimyasal ve fiziksel bir sürü nedene dayandırılan bu çekim ve itme gücünün büyüsü, hala bilimsel olarak tam açıklanabilmiş değildir.

İlk kadın ve erkek hakkında genetik araştırmalarda ummadığımız ilginç sonuçlar karşımıza çıksa da çoğumuz hala cennet bahçesi Aden’den kovulan Âdem ve Havva’dan geldiğimize inanırız. Kadın ve erkek arasındaki ilişkinin temellerini de “yasak elma”ya dayandırırız.

Aslında duymak, kabullenmek istemesek de galiba tüm gerçek bu kadar basit değildi her şeyin başlangıcında…

Adem ve Havva Arasında Yetmiş bin Yıl Var

İngiltere’nin Oxford kentindeki Wellcome Trust İnsan Genetiği Merkezi’nden Dr. Spencer Wells, “Kadın soylarını araştırdığınızda eninde sonunda hepsi yaklaşık 150 bin yıl önce yaşamış bir anneye gidiyor. Y kromozomlarından geriye gittiğinizde ise yine Afrika’ya yaklaşık 80 bin yıl öncesine varıyorsunuz” diyor.

Bilim adamları daha önce anneden çocuğa geçen mitakondrial DNA’yı inceleyerek modern insanın tek bir anneden dünyaya yayıldığına karar verdiler. Kutsal kitaplarda Havva diye anılan bu annenin, 143 bin yıl önce Afrika’da yaşadığına karar verildi. Bilim adamları aradaki yıl farkıyla ilgili şu yorumu yapıyor:

“İnsanın genetik altyapısı bir mozaik gibi, evrim sürecinde yeni ekler alarak modern insanın genetik yapıtaşı olan DNA’sını oluşturdu. Ancak aradaki zaman farkının ne zaman ve nerede oluştuğu ve değişikliğe uğradığı tam olarak anlaşılamadı.”

Araştırmanın başlangıç amacı, ilk babaya yani Âdem’e ulaşmaktı ama ortaya çıkan sonuca göre Âdem ile Havva hiç karşılaşmamış ya da aynı cennetin meyvesini aynı anda yememiş görünüyorlar. (Demek yasak elma için Âdem’i Havva kandırmamış, boşunaymış binlerce yıllık suçlama!)

Batı’da, kadınlar ile erkekler arasında oluşturulmuş toplumsal ilişkinin kökleri, Âdem ile Havva’nın “Tekvin” (Genesis) öyküsündedir. Son 2500 yıl boyunca, bu öykü, cinsellik ve cinsiyet algılamamızı alttan alta desteklemiş ve böylece, kadın ve erkeklerin yaşam biçimini etkilemiştir. Tekvin’in giriş bölümlerindeki bu öyküye göre Tanrı’nın erkeği kendi suretinde yarattığı, ona “yaşayan her şey” üzerinde egemenlik bahşettiğini ve dölüyle dünyayı boyunduruk altına almasına izin verdiği söylenir. Tanrı erkektir, onun en önemli yaratımı da erkek cinsidir. Öykü, erkeğin üstünlüğünü ve evrendeki merkezi rolünü vurgularken, kadınların ikincil bir rol oynadığını açıkça dile getirir. Öyküde, ilk yaratılış eyleminin ardından, kadının erkeğin kaburga kemiğinden yapıldığını, Âdem’in Havva adını verdiği kadının nasıl itaatsiz olduğu da aktarılır; şeytan tarafından baştan çıkarılan Havva nedeniyle, hem Âdem hem de Havva, Cennet Bahçesi’nden kovulurlar. Kuran’daki bilgiler de bu öyküyü benzer şekilde aktarmaktadır. (Bkz. Bakara Suresi, ayet 35-37, A’râf Suresi ayet 19-26: Tâhâ Suresi ayet 115-122)

Evrim teorisine göre de, insan ırkının gelişiminin en ilkel sebebi olarak cinsellik gösterilmektedir. Henüz modern insana dönüşmeden yaşayan ve insanın atası olduğu varsayılan en eski insanın erkeği, avlanmak için dişisinin yanından ayrıldığında kimi zaman uzun süreler dışarıda kalmak zorundaydı. Bu maymun türünün dişisi ise aslında çiftleşmeyi yıl içinde kısıtlı belli dönemlerde kabul ederken, avdan dönen erkeği, ödüllendirmek üzere henüz zamanı olmadığı halde çiftleşmek için kabul etmeye başlayınca ilk büyük motivasyonun gerçekleştiği ve erkeğin kendisini kabul edecek dişi için mücadele ederek insan gelişimine bir hız kazandırdığı iddia ediliyor bu teoriye göre. (Kaynak: Dinozorların Sessiz Gecesi Hoimar von Ditfurth)

Doğruluğu hala tam ispat edilemeyen, arada bulunan kesintiler ve eksik parçalar nedeniyle ciddi olarak tartışılan Evrim teorisi bilimsel yanıtlar aramaya devam ederken; arkeolojik çalışmalar ile her gün açığa çıkan eski uygarlıkların metinlerinde ilginç ve belki de tezat noktalara dikkat çekiliyor bir taraftan.

Bütün büyük dinlerin bize ezberlettiği bilgilere göre en eski insan çiftinin Âdem ile Havva olduğunu söylesek de, keşfi hala süren yakın tarihimizin eski kaynaklarına göre de aslında bu büyük bir yalan…

Bilinen ilk yazıların Sümer çivi yazıları olduğu ve en eski din kitabı olan Tevrat’ta kullanılan dilin kök ve kaynağının Sümer uygarlığına dayandığı tespit edilmiştir. İbranice’de “kızıl toprak” anlamına gelen Adam, Sanskritçe’de “Ada-Nath”’dır ve “ad” kelimesi o dilde bütün kelimelerin önüne geldiğinde (ilk) anlamına gelmektedir. Türkçe’de ata diye kullandığımız kelime bize çok uzak olan ve bugünkü tarih bilgilerimize göre iletişimde olmamızın imkânsız olduğu pek çok eski kültürde aynı ses yapısıyla ve aynı anlamda kullanılmıştır.( Örneğin Samoa dilinde tata, Siyu dilinde atey)

Sümerlerde Adem ve Havva

Sümer yazıtlarının çözümlenmesiyle ortaya çıkan bilgiler özellikle yirmi yıldır insanoğlunun kafasını iyice karıştırmaya başlamış ve evrim teorisini epeyce terletmeye başlamıştır.

NİNTİ

NİNTİ

Sümer yazıtlarında yer alan şimdi bizim henüz efsane ya da masal gibi dinlediğimiz bilgilere göre hayat, Âdem ile Havva’dan önce de vardı. Sümer’ce “ti” sözcüğü, hem “kaburga kemiği”, hem de “can vermek” anlamındadır. Eski Mezopotamya’da, adı hem “kaburga kemiğinin kadını”, hem de “can veren kadın” anlamına gelen Ninti, Enki’nin hasta kaburgasını iyileştirmek için Nimhursag tarafından yaratılmış olan tanrıçadır. Buradaki ikili anlam, “tüm canlıların anası” olarak nitelenen Havva’nın neden Âdem’in kaburga kemiğinden yaratılmış olduğunu belki açıklayabilir.

Zecheria Sitchin

Zecheria Sitchin

Sümerolog Zecharia Sitchin’ e göre bundan 450000 yıl önce, “Nibiru” (planet X) ya da “Marduk” adlı bir gezegenden, bir grup ziyaretçi gelmişti dünyamıza. Nibiru, Pluton’un dışından elips bir yörüngeyle güneş sistemimize bağlı olan “12. Gezegen”di. (Sümerler Güneş ve Ay’ı da sayıyorlardı.) Yörüngesini tamamlaması yaklaşık 3600 yıl sürüyordu ve bu büyük turun önemli bir bölümünü dünyanın çok uzağında geçiriyordu Nibiru. Sümerlerin büyük tanrısı Anu, aslında bu federasyonun başkanıydı ve onun tarafından dünyamıza bazı mineraller almak üzere yollanmış olan ekibe de “Annunaki” deniyordu.( Altın madeni artık atmosferi bozulmaya başlayan Nibiru için bilimsel bir kurtuluş aracıydı)

Nibiru (ya da Marduk) adı ile bilinen gezegenin insanları dünya yüzüne inip maden çıkarmaya ve aracı istasyonlarla kendi gezegenlerine yollamaya başladılar. Annunakiler bir süre sonra çalışmaktan yorularak isyan çıkardılar. Yönetime iletilen bu isyan sonucunda alınan kararla dünyadaki bugünkü insana benzeyen maymun türünün dişisinin yumurtalarını ve kendi spermlerini kullanarak maden işçisi ürettiler. Yazıtlarda çok açıkça anlatılan bu laboratuar çalışmaları ile (şimdiki tüp bebek uygulamaları gibi) üretilen bu işçiler uzunca bir süre Nibirulular için dünya topraklarından altın çıkarmaya devam ettiler. (Özellikle Afrika topraklarında) (Not: Kuranda Ress halkı olarak bahsedilen; sözlükte “bir şeyin evveli, başlangıcı, kuyu, maden, alâmet, eser, kalıntı” anlamlarına gelen bir kavim vardır.)

Tıpkı şimdi dünyada olduğu gibi Marduklular da kendi aralarında kavga ve savaşlar yapıyorlardı. Bu anlaşmazlıklar sırasında ihanetler ve başkaldırılar, yalanlar kıyasıya sürüyordu. (Savaşmayı, sevişmeyi, ihaneti, yalanı dünyaya kimin taşıdığı şimdi belli oldu, dünya kızlarının işi değil aslında savaşmak!)

Sümerlerin Nefilimler dediği bu yabancılar dünyalıları böylesine kullanıp çalıştırırken Anu’ya düşman bir grup Marduklu (özellikle Enki adlı tanrı) tarafından kaçırılıp esaretten kurtarılan birkaç dünyalı çok güzel koşullarda yaşamak üzere iki nehir arasında ve dağlarla çevrili bir alana saklandılar. (Aden adı verilen cennet bahçesi olabilir mi?) Amaçları Anu’dan kurtulup bu yeni dünyada egemen olmaktı. (Enki, Mısır uygarlığında tanrı Ea olarak bilinir ve oğulları arasında dünyayı paylaştırmıştır.)

inanna-sargon-conquerMarduklular tarafından korunmaları için getirildikleri o bölgede güzellikler içinde yaşamaya başlayan dünyalılar “sonsuzluk ağacı”nın meyvesini yedikleri için cezalandırıldılar ama o ağaç her ne idiyse, onun sayesinde kendi kendilerine üremeyi de öğrenmiş oldular. Ve yine Zecharia Sitchin’in aslında çok uzun bir dönemi kapsayan dünya kronolojisine göre önceleri sadece maden çıkarmak üzere tek tek üretilen bu yeni dünyalılar ile Marduklular arasında zamanla gerçek fiziksel beraberlikler başladı.

“Ve vaki ki toprağın üzerinde “adam”lar çoğalmağa başladı ve onların kızları,  doğduğu zaman, Tanrı oğulları “adam” kızlarının güzel olduklarını gördüler ve bütün seçtiklerinden kendilerine karılar aldılar. Ve Rab dedi, Ruhun adam ile ebediyen çekişmeyecektir, çünkü o da ettir, bunun için onun günleri yüz yirmi yıl olacaktır. Tanrı oğulları insan kızlarına vardıkları ve bu kızlar onlara çocuk doğurdukları zaman, o günlerde hem de ondan sonra, yeryüzünde Nefilimler (devler) vardı, bunlar eski zorbalar, şöhretli adamlardı” Tekvin Bap 6

Önce genetik aşılanma ve sonrası doğal çiftleşmenin yarattığı evrimleşme sonucu oluşan bu ırk; (yani tanrının oğulları ve dünyanın kızlarının çocukları) üstün özelliklere sahip bir medeniyet kurdular ama zamanla sapkınlık, zulüm ve kibirleri arttı. (Bu filim nedense bana hiç yabancı gelmiyor!)

Bu arada Nibirular üstün bilimlerini ve bilgilerini kendi istedikleri dozda dünya yüzünde yaymaya devam ederken, dünya ekseninin kendi gezegenlerinin dünyaya yaklaşması sonucu ters döneceği ve büyük felaketler yaşanacağı bilgisini saklıyorlardı. Bu tufanı daha önce de yaşamışlardı çünkü. Yine Efsaneye göre tanrı Enki dünyalılara yardım etmek istedi ve efsanedeki adıyla Utnapiştim’e (bizim bilgilerimizle Nuh’a) insan ve diğer canlı türlerinden örnek olarak kurtarmak üzere bir gemi yapma emri verdi.

Kutsal sayılan tüm metinlerdeki benzer tufan hikâyesi ile dünya bir kez daha alt üst oldu ve kurtulanlar bugünkü medeniyetimizin temellerini attılar zamanla…

“O günlerde Nuh gördü ki, dünyanın ekseni eğildi ve felaket yaklaşıyordu. O zaman ayaklarını kaldırarak dünyanın ucunda büyük babasının babası, Enok’un (İdris) bulunduğu yere götürdü. Ve Nuh acılı bir sesle üç kez haykırdı: Dinle, dinle, dinle, söyle dünyada neler oluyor? Yeryüzü zorlanıyor ve şiddetli bir şekilde sarsılıyor.” Enok’un Kitabı (64/ 1-3)

“Bunun üzerine kendisine şöyle vahyettik: “Gözümüzün önünde ve vahyimize uygun olarak gemiyi yap. Emrimiz gelince, kaynaklar kaynayıp taşınca her çeşit (evcil hayvanı) ve aleyhlerine hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni al. Zalimler adına benimle konuşma; onlar boğulacaklardır.” Sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğinizde, ‘Bizi o zalim halktan kurtaran Allah’a övgüler olsun,’ de.” Sonra, onların ardından, başka bir soy yetiştirdik. Müminun suresi 23-27

İşte biz, yani bugünkü kadın ve erkek; böylesi bir geçmişin çocuklarıyız.

“Ve tanrı oğulları adam kızlarının güzel olduğunu gördüler, onlardan kendilerine eş seçtiler”

Sanırım yaşanan bütün bu savaşların, hırsların, felaketlerin, ihanetlerin bedelleri ödenene kadar birbirimizin peşi sıra koşup, didişmeye devam edeceğiz biz “Tanrının oğulları ve Âdemin kızları”…

İnanılası gibi görünmüyor değil mi? İnanın ben de anlatılanların yalancısıyım…

Nesrin Dabağlar

https://www.neoder.org/wp-content/uploads/2016/11/anunnaki.jpghttps://www.neoder.org/wp-content/uploads/2016/11/anunnaki-300x300.jpgneoadminAktüeladem ve havva,ademin kızları,anu,anunnnaki,enki,enlil,genetik,marduk,mitokondrial DNA,nefilim,niburu,ninti,sümer,tanrının oğulları,yasak elma
Kadın ve erkek, yaşamın birbirini tamamlayan iki ayrı kutbu gibidir. Varoluşun son halkasının dünyadaki temsilcisi olan bu iki varlık, kimi zaman yan yana, kimi zaman karşı karşıyadır. Dünya kuruldu kurulalı tartışılır; aynı anda neden bu kadar hem yakın hem uzak oldukları… Kadın ve erkek bir aradayken açık ya da gizli...