FacebookTwitterGoogle+Share

Dolmuş sefer halinde… Gün sevgililer günü… Radyodaki sunucu güzellik olsun diye: “Bugün sevgililer günü, hadi yanınızdaki o güzel insanın elini tutup gözlerinin içine bakarak, ‘ Seni Seviyorum’ deyin” anonsunu yapınca, dolmuştaki çiftler sunucunun isteğine uydular…


Bu arada ön koltukta tek başına oturan adam şöyle çevreyi kolaçan ederken gözü şoföre takıldı. Şoförden anında tepki geldi:

“Sakın! Aklından bile geçirme!”

*   *   *

Öyle şaşkınız ki modern hayatların bize getirdiği yüklemelerden sanki elzemmiş gibi bize dayatılanı yapmazsak eksik kalacakmışız gibi bir his içine giriveriyoruz. Dolmuştaki yalnız beyefendi gibi.

Malumunuz sevgililer günü gelip çatmakta. Hani kale alsan bir türlü, almasan başka türlü.“Sevgililerin günü mü olurmuş?” diyecek olsan sevgilin, eşin gözlerini devirip “Neden olmasın?” diye sorgu suale girecek. Ehh madem olmuş böyle bir gün, ben de bu günü fırsat bilip sevgimi göstereyim deyip gereğini yapayım diyecek olsan,  bu defa da hediye olarak ne alsam diye eteklerin tutuşacak. Hadi kaale almadık; eşin, sevgilinin sorgusundan sualinden zor bela geçip kurtulduk diyelim de; yaa kale almayı seçersek… İşte o zaman al başına belayı. Dağ gibi bir hediye seçme, alma, beğenme ve beğendirme meselesi çıkıyor karşımıza. Hediye bu, hiç eski zamanlar gibi düşünmeyin; öyle bir çiçek bir böcek ile olmuyor artık bu işler.

Bakın televizyondaki reklamlara tek taştan aşağısı kurtarmıyor artık hiçbir sevgiyi. Taş ne kadar büyükse ya da alınan hediye ne kadar pahalıysa o kadar seviyorsun. Kitap arasında kurutulmuş bir çiçek, ortak hatırayı çağrıştıran bir minik biblo, sevgi ifade eden iki satır yazı ya da bir demet kır çiçeği… Yok artık bunlar hediyeden sayılmıyor. Ha sayıldığı zamanlar olmaz mı? Olur elbette; aşkın sevdanın ilk günlerinde olur, o da özel bir gün değilse yani hani içimden geldi denip yapılırsa ancak hediyeden kaleminden değil de şıklıktan bir iki puan kazandırabilir yapana.

Anlayacağınız sevgililer gününün varlığı da dert, yokluğu da. Aslında sadece sevgililer günü değil evlilik yıl dönümleri, doğum günleri, anneler günü, babalar günü hepsi bir dert. Yanlış anlamayın bu günleri onaylamadığım için değil bunca söz. Aslında hepsi bir vesile; hatırlamak, sevgimizi ifade etmek, mutlu olup mutlu etmek için. Bir vesile ama modern hayatın dayatmaları o kadar çok üstümüze üstümüze gelmekte ki mutluluğun değil tam aksine bir gerilimin kaynağı haline gelmiş durumda bu günler.

Bir bakın çevrenize, bir bakın bu özel günlerle ilgili ortalığa savrulan düşüncelere, bir bakın sağınızdaki solunuzdaki mağazalara, reklam panolarına, gazetelere, televizyonlara…

Popüler kültürün dayatmaları, reklamlar, yazılı görsel medya hepsi bir olmuş bize akıl öğretmekte. Şu hediyeyi al, hediyeyi almakla yetinme, verirken de mutlaka sürprizli bir veriş şekli ayarla, iş bununla da kalmasın arkasından mutlaka romantik bir yerde yemek ye… Bak bunları yaparsan seviyorsun, yapmazsan kusura bakma ama ya yeterince sevmiyorsun ya da hiç de modern değilsin!

Sanmayın ki bütün bu saydıklarım sadece büyük şehirlerde yaşanıyor. Emin olun ki en ücra köylerde, en eski evliliklerde bile aynı sitemler uçuşuyor böyle özel günlerde. Bin yıllık evlilikte bile kadın kocasına biraz şaka biraz ciddi şekilde lafını söyleyip, sitemini yapmakta. Bu sevgililer gününde bir kulak verin çevrenize, bir şekilde mutlaka her evde, her ilişkide bir şekilde ya gereğinin yerine getirildiğine şahit olursunuz ya da getirilmediyse şakaya vurulmuş sitem dolu serzenişe.

Hele ki tatlı nineleri gözlemlemeyi hiç kaçırmayın, emin olun en tatlı sitemler onlardan çıkıyor ki; insan gülmekten kendini alamıyor. Çünkü gülmemek elde değil ki, hayatı boyunca eşinden bir çiçek bile almamış bir nine kalkıp sevgiler gününde bana niye hediye almadın diye bin yıllık kocasına çıkışabiliyor. Ayıp mı, günah mı ya da ben böyle söylüyorum diye kınıyor muyum? Asla tam aksine tatlı tatlı gülüyorum bu hallere.

Gülüyorum ama işte ciddi bir durum var ki ona istesem de gülemiyorum. Bizi biz olmaktan çıkaran, popüler kültürün kimliksiz, kişiliksiz birer prototipi haline getiren tüketim kültürünün baskısına gülemiyorum.

Gönül işi olan sevmeleri gönülden çalıp cüzdanlara mahkûm etmeye çalışan bu kültüre gülemiyorum. Kimin kime hangi günde ne alacağından, hangi rengin hangi güne yakışacağından, hangi simgenin hangi duyguyu ifade edeceğine kadar bizim adımıza kararlar verilmesine tahammül edemiyorum.

Elbette kimse kimsenin eşine tek taş, kat, yat, araba almasına karışamaz. Bu herkesin kendi bileceği bir iş,  gücü yetiyorsa, içinden geliyorsa alsın hem de hepsini birden alsın. Hatta her ayın 14’ünü sevgililer günü yapsın, eşiyle, sevdiğiyle bırakın yıldönümlerini ay dönümlerini kutlasın. Kimseyi eleştirmek haddim değil.

Ancak özel günler, bu günlerde alınan hediyeler eğer bizim içimizden gelene göre değil bize dayatılana, yapılan her ne varsa güzellikler adına keyfiyette değil de mecburiyete göre düzenlenmeye başladıysa işte orada bir durup düşünmek lazım diyorum.

Çünkü özel gün adı üstünde işte “özel gün”… Bu günü yaşayan insanların en özel duygularını, en içten sevgilerini yaşayıp, yaşatacakları gün. Özelden çıkıp popüler kültürün tüketim kültürünün kurallarına göre elden gelene göre değil, cepten çıkana göre ölçülüp biçilmeye başladıysa, durup bir kere daha düşünmek lazım derim ben!

O zaman hadi hazır yeri gelmişken düşünelim hep birlikte… Parası olan herkesin alabileceği bir hediyeden öte sevgilimiz, eşimiz için ne yapabiliriz sevgimizi ifade etmek için?

Ha bunu düşünürken de hiç öyle şablon olaylara girmeyelim yani kurutulmuş çiçek, böcek hikayesine…

Daha özel, daha o iki kişilik dünyaya ait bir hediye… Hatta dışarıdan bakanların asla anlam veremeyeceği, belki de saçma bile bulacağı ama sevdiğiniz kadının/adamın görünce ya kahkahalara ya da gözyaşlarına boğulacağı bir armağan? Ya da başka bir güzellik?

Ne olabilir?

Hı?

Ne?

Hadi kolay gelsin…

 

Vahide Feray UZ

 

 

https://www.neoder.org/wp-content/uploads/2013/02/sevgili1.jpghttps://www.neoder.org/wp-content/uploads/2013/02/sevgili1-150x150.jpgneoadminAktüelaşk,feray uz,sevgililer günü
Dolmuş sefer halinde… Gün sevgililer günü… Radyodaki sunucu güzellik olsun diye: “Bugün sevgililer günü, hadi yanınızdaki o güzel insanın elini tutup gözlerinin içine bakarak, ‘ Seni Seviyorum’ deyin” anonsunu yapınca, dolmuştaki çiftler sunucunun isteğine uydular… Bu arada ön koltukta tek başına oturan adam şöyle çevreyi kolaçan ederken gözü şoföre takıldı....