FacebookTwitterGoogle+Share

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal, pireler berber iken… Böyle başlardı değil mi eskinin gizemli masalları.

Biz de öyle başlayalım ve masalımızı anlatalım…

– Efendim, çok sıcak bir yaz gününde iki adam uzun bir yolculuğa çıkmışlar. Sıcakta yürümekten yorulan iki adam, saatler sonra bir su kenarında dinlenmeye karar vermişler. Sakin akan dere ve ağaçların gölgesinde otlara uzanmak seyyahlara iyi gelmiş. Biraz sonra adamlardan biri uykuya, diğeri de yattığı yerden uyuyan arkadaşını seyre dalmış. Tam onun da gözleri uykuya teslim olacağı esnada, birden uyuyan adamın ağzı açılmış ve bir kelebek kanatlarını nazlı nazlı çırparak dışarı çıkmış. Seyreden adamın uykuya dalmak üzere olan mahmur gözleri faltaşı gibi açılmış, şaşkınlıkla yerinden fırlayıp, uyuyan arkadaşına yaklaşmış ve kelebeğe bakmış şaşkınlıkla… O güne kadar çok kelebek görmüş ama bu kelebek bir başkaymış. “Dünyanın en güzel kelebeği” diye düşünmüş hayranlıkla. Kanatları öyle renkli, öyle nakışlıymış ki… Kelebek nazlı nazlı, havada anlaşılmaz şekiller çizerek dereye doğru yönelmiş.

Derenin içinde küçücük bir ada varmış. Üzerinde de türlü çeşitli renga renk çiçekler, uçuşan, gezen dolaşan böcekler, başka kelebekler… Bizim kelebek deredeki adaya doğru süzülmüş. Çiçekten çiçeğe dolaşmış, güneşin ve serin esintinin keyfiyle çiçek sularından içmiş. Sonra birden kendi cinsinden bir kelebekle karşılaşmış. Birlikte dans etmiş, sevişmişler. Kelebek çok mutluymuş. Sonra yemyeşil çimenlerin üzerinde yatan büyük bir hayvanın üzerindeki diğer böceklerin arasına katılmış. Keyifle diğer böceklerle oynaşırken, kelebeği hayret ve hayranlıkla seyreden uyanık adam, deredeki adacığa doğru bir taş fırlatmış. Taşın sebep olduğu dalgadan bir damla su, kelebeğe isabet etmiş. İlk anda düşecek gibi olan kelebek, zorlukla da olsa kanatlarını çırpmış ve havalanmış. Telaşlı kanat vuruşlarıyla elinden geldiğince hızlı hareket ederek, uyuyan adamın ağzına doğru uçmuş. Uyanık adam elinin altındaki bir yaprağı kopararak uyuyan arkadaşının ağzına tutmuş. Merakla kelebeğin neler yapacağını seyre koyulmuş. Kelebek telaş ve korku içinde defalarca yaprak engelinin üzerine atılmış. Uykudaki adam homurdanmış, kımıldanmış. Bir müddet kelebeği yaprakla engelleyip dilediğini yapmasına izin vermeyen adam, birden yaprağı çekmiş. Çekmesiyle birlikte minik kelebek kendini açık dudaklardan içeriye atmış. Kelebeğin içeri dalmasıyla adam uyanmış ve silkelenerek oturmuş. Arkadaşına dönmüş ve “Biraz evvel korkunç bir kabus gördüm” demiş ve rüyasını anlatmaya başlamış:

Sakin ve huzurlu bir kalede yaşıyordum. (Eski zamanlardan bahsediyoruz ya…) Sıkıldım ve keşif için bir yolculuğa çıktım. Çok uzak diyarlara sihirli bir ülkeye gittim. Tanrıların içkisinden içtim kana kana, çok güzel bir kadınla tanıştım, dans ettim, eğlendim. Kendimi sonsuz güzelliklerin kollarına bıraktım. Her biri başka diyardan, her yaştan, her cinsten, farklı arkadaşlarım oldu. Birlikte çok keyifli zamanlar geçirdik.” Adam anlatırken özlemle kederleniyormuş ama, sadece var olmanın bile ne kadar güzel olduğunu vurguluyormuş sanki… Anlatmış, anlatmış… “Hayat yıllarca böyle sürüp gitti” demiş. “Sonra birden hiç beklenmeyen bir felaket oldu, deniz kabardı, devasa dalgalar karaya vurdu. Dalgalara yakalandım, neredeyse boğuluyordum. Kendimi kalenin dönüş yolunda buldum. Uçarcasına kaçıyordum. Fakat kalenin kapısına vardığımda içeri giremedim. Dev ve korkunç bir yaratık, büyük yeşil bir kapı ile girişi kapatmıştı. İçeri giremiyordum. Defalarca kapıyı omuzladım ama açamadım. Tam ümidimi kesmiş ve galiba öleceğim dediğim anda, büyüleri çözmeye yarayan sihirli kelimeleri hatırladım. Söyler söylemez de büyük yeşil kapı rüzgarda savrulan bir yaprak gibi düştü ve ben evime döndüm. Fakat o kadar çok korktum ki, uyanmışım.”

*İdris Şah bu masalı anlatır ve rüyayı şöyle yorumlar; der ki, tahmin edeceğiniz gibi burada kelebek sizsinizdir. Ada dünya alemidir. Hoşunuza giden ve gitmeyen her şey, düşündüğünüz ve yaşadığınızı zannettiğiniz şeylerdir. Artık gitme vaktinizin geldiğini düşündüğünüzde gördüğünüz gerçekler değil, çarpıtılmış gerçeklerdir. Fakat en önemlisi kelebeğin ötesinde “uyuyan adam” vardır. Her ikisinin de ötesinde “gerçek” vardır. Doğru firsatlar tanındığında, kelebek bunların ötesine bakmayı öğrenebilir. Nereden geldiğine, “uyuyan adam”a, uyumayan adama ve tabii ki bütün bunların ötesinde ne olduğuna…

*İdris Şah, (16 Temmuz, 1924 – 23 Kasım, 1996) diğer adıyla Seyid İdris el-Haşimi.

Psikoloji, ruhsallık, gezi kitapları ve kültür alanında eserler veren Amerikalı yazar. Afgan (Peştun) kökenli bir ailenin oğlu olarak Hindistan’da doğdu. İngiltere’de büyüdü. İlk yazıları büyü ve cadılık ile ilgiliydi. 1960’da yayınevi Octagon Press’i kurdu ve tasavvuf klasiklerini İngilizce’ye çevirdi. 1965’de Londra merkezli Institute for Cultural Research’i kurdu;Institute for the Study of Human Knowledge adıyla benzeri bir organizasyonu da A.B.D’de kurdu.

Kaynak: Lucid Dreaming/ S. Haberge ve H. Rheingold.

Nuran Nora Aydınlar

nuran.aydinlar@neoder.org

 

https://www.neoder.org/wp-content/uploads/2013/02/Kelebek-6450.jpghttps://www.neoder.org/wp-content/uploads/2013/02/Kelebek-6450-150x150.jpgneoadminRüya Bilimiidris şah,masal,neoder,rüya
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal, pireler berber iken… Böyle başlardı değil mi eskinin gizemli masalları. Biz de öyle başlayalım ve masalımızı anlatalım... - Efendim, çok sıcak bir yaz gününde iki adam uzun bir yolculuğa çıkmışlar. Sıcakta yürümekten yorulan iki adam, saatler sonra bir su kenarında dinlenmeye karar vermişler....